Dünyayı programsız seyret
Aralık 14, 2007inurl:/view/index/shtml bu kodu google a yaz çıkan sonuçlardan birine tıkla ve dünyanın herhangi bi yerini programsız seyredin canlar… ![]()
yaşam sevgi paylaşımıdır...
SEBEPLERİ
Beslenme hataları
Kalbe zarar veren şeylerin devamlı ve fazla miktarlarda kullanılmasıdır. Başlıcaları şunlardır :
1. Alkol : Kan damarlarının iç tabakasını eriterek, kanın damarlardan dokular arasına sızmasına yol açar.
2. Alkoloidler : Başlıcaları çay, kahve, kakao ve sigaradır. Bunlar, kalp ve damarlar üzerinde çok fena etki yaparak, onları vakitsiz yıpratırlar. Sinir sistemini etkileyerek, kalbin
ritmini bozarlar. Ayrıca, kandaki kolesterolün, damarların iç yüzeyine yapışmasına ve damarların daralmasına, dolayısıyla yüksek tansiyona ve damar sertliğine neden olurlar. Sigara, kanı
zehirleyerek, kalbin daha fazla çalışmasına ve dolayısıyla yorulmasına yol açar.
3. Et ve mamülleri : Özellikle yağlı etler, kolesterol ihtiva ettikleri için zararlıdır. Kandaki üre miktarını artırarak, kalbin yorulmasına neden olurlar.
4. Beyaz ekmek ve şeker : Bunlar, kanın katılaşmasına ve dolaşımın yavaşlamasına neden olurlar. Dolayısıyla kalbin daha çok zorlanmasına yol açarlar.
Hava kirliliği
Teneffüs edilen hava ne kadar kirli ise, kalp o kadar daha fazla çalışır ve yorulur.
Sağlıksız yaşam koşulları
Yemek, uyku ve dinlenme saatlerinin düzensiz oluşu, bedenen ve ruhen yıpratıcı yaşam koşulları kalbin yorulmasına ve vakitsiz yıpranmasına neden olur.
Şişmanlık
Kalbi yoran en önemli faktörlerden biridir. Şişmanlar, genellikle kısa ömürlü olurlar.
Cinsel yaşam
Cinsel yaşamın düzensizliği, vakitsiz gelen iktidarsızlık kişiyi ruhsal bunalıma iterek, sinirlerinin yıpranmasına yol açar. Bu da kalbi yorar ve yıpratır.
HİPERTANSİYON
Sürekli yüksek tansiyondur. Yorgunluk, uykusuzluk, aşırı yeme, hızlı hareket gibi nedenlerle tansiyon yükselebilir. Ancak, sürekli değildir. Hipertansiyon ise kalbi idare eden sinir sisteminin aşırı
hassaslaşmasından, ileri yaşlarda görülen damar sertliğinden, kanın katılaşmasından, böbrek rahatsızlığından (nefrit) ileri gelir. Hipertansiyonda kalp büyür ve felçlere neden olabilir.
Belirtileri
* Sürekli baş ağrısı ve baş dönmesi
* Dengesizlik
* Görmede zayıflık ve gözler önünde sinekler uçuşması
* Çarpıntı
* Nefes darlığı
* Kulaklarda çınlama
* El ve ayakların sürekli üşümesi
* Bacaklarda sık sık kramplar
* Uykusuzluk
* Hafıza zatıflığı
* Geceleri ellerde karıncalanma
Bitkilerle tedavi
Aşağıdaki bitkiler hipertansiyon tedavisinde iyi sonuç verirler :
* Sarmısak
* Alıç çayı
* Limon kürü
* Ökse çayı
* Zeytin yaprağı çayı
SÜREKLİ DÜŞÜK TANSİYON
Genellikle büyük iç kanamalardan veya sebebi bilinmeyen nedenlerden olabilir. Yetersiz beslenme, vitamin eksikliği, bazı ilaçların yan etkisi de tansiyonu düşürür.
Belirtileri
* bitkinlik,
* baygınlık,
* el ve ayaklarda üşüme ve morluk,
* ayağa kalkınca baş dönmesi ve göz kararması,
* çabuk yorulma
Bitkilerle tedavi
Aşağıdaki bitkiler tedavide iyi sonuç verirler :
* Isırganotu
* Adaçayı
* Mersin yaprağı
* Tarçın
* Badem
* Fındık
* Bal, polen, arı sütü
* Şalgam
* Kırmızı pancar
KALP SPAZMI (anjin dö puatrin)
Kalbi besleyen atardamarların kireçlenme ve kolesterol sonucunda daralması, böylece daha az kan geçebilmesi nedeniyle ortaya çıkar. Yemeklerden sonra veya süratli yürüme, merdiven çıkma, soğuk hava
teneffüs etme sırasında zaman zaman sol göğüste bir ağrı hissedilir. Bu ağrı sol omuza ve sol kola kadar yayılır ve hastaya nefes aldırtmaz. Daha çok erkeklerde görülür. Genellikle 5-10 dakika sürer.
Kalp spazmının en önemli yanı, Enfarktüse yol açmasıdır.
Bitkilerle tedavi
Aşağıdaki bitkiler tedavide iyi sonuç verirler :
* Alıç çayı
* Anason
* Kimyon
ENFARKTÜS
Önemli ve tehlikeli bir kalp rahatsızlığıdır. Fransa'da ölümlerin % 20'si enfarktüsten olmaktadır.
Kalbin bir bölgesinin, oraya besin ve oksijen taşıyan atardamardaki bir pıhtı ile tıkanması sonucu aniden ölmesidir.
Nedenleri
* Atardamar iltihabı
* Kanda pıhtılaşma
* Kolesterol veya kireçlenme sonucu atardamarın iç çeperinin daralması ve sertleşmesi
* Kalp spazmı
Belirtileri
* Kalpte korkunç bir sancı ve sıkıntı
* Sol kolda sancı
* Bazen kusma ve geğirme
* Solgunluk ve gözün parlaklığını yitirmesi
* Tansiyon düşüklüğü
Bitkilerle tedavi
Aşağıdaki bitkiler gerek krizden önce, gerekse kriz sırasında kullanılırsa tedavide iyi sonuç verirler :
* Alıç çiçeği ve meyvesi
* Dişotu
* Limonlu sarmısak
MİTRAL YETERSİZLİĞİ
Mitral, kalbin sol bölümünde, sol kulakçık ile sol karıncık arasındaki kapaktır. Bu kapakçık, kalbin iç kısmının iltihaplanması sonucunda iltihaplanır, sonra kalınlaşıp sertleşir ve iyi kapanamaz.
Hasta, 1-2 yıl pek birşey hissetmez. Sonra çarpıntı, nefes yetmezliği ve sık sık derin nefes alma ihtiyacı duyulur. Bu hastalı insanı öldürmez ama, yaşam hızını azaltır.
Tedavisi için, kanı mikroplardan temizleyen baharatlar (taçın, karanfil, karabiber, zencefil, kekik) sık sık kullanılmalıdır. Ayrıca, yılda 2 kez, 10-15 günlük limonlu sarmısak kürü
yapılmalıdır.
DAMAR SERTLİĞİ
Kanda biriken ve balmumu kıvamındaki kolesterol, damarların iç yüzeyini kaplar ve damar iç dokusunun sertleşmesine yol açar. Sertleşen damarlar kan nakli görevini yapamazlar ve çapları küçüldüğü için
de kan basıncı artar ve tansiyon yükselir.
Nedenleri
* Aşırı alkol
* Şişmanlık
* Damla (gut) hastalığı
* Şeker hastalığı
* Frengi
* Yanlış beslenme
* Sinir bozuklukları
Belirtileri
Belirtiler başlangıçta hafiftir, zira bu hastalık yavaş ve uzun sürede meydana gelir.
* Bedensel ve ruhsal çalışma gücünde azalma
* Gündüzleri bile uyuma ve uyuklama
* Zayıflık ve solgunluk
* Hafıza zayıflığı
* Çabuk yorulma ve kalp çarpıntısı
* Sık idrara çıkma
Bitkilerle tedavi
Aşağıdaki bitkiler sürekli kullanılırlarsa tedavide iyi sonuç verirler :
* Bol kükürt ihtiva eden sarmısak, soğan, turp vb. yenmelidir.
* Zeytin yaprağı
* Zerdeçal
* Enginar yaprağı
* Servi tohumu
* Limon
* Elma
VARİS
Bacaklardaki toplardamarların bozulmasıdır.
Nedenleri
* Hareketsizlik ya da yeterli hareket etmeme
* Sürekli ayakta kalma
* Çorap bağı, korse, sıkan ayakkabı gibi şeyler giyilmesi
* Aşırı ve yağlı şeyler yeme
* Hamilelik
* Aşırı alkol ve sigara
Belirtileri
* Kalçalarda, bacak ve baldırlarda ağrılar
* Ayaklarda yanma ve makatta kaşıntı
* Ayak damarlarına şişmeler, siyah iplikler ve düğümler oluşur
* Bacaklar gülle gibi ağırlaşır
* Ayaklarda sürekli üşüme ve kısmi felç
* Bacak, baldır ve kalçada kramplar
* İleri aşamalarda, baldırlarda ödem, ekzama ve yaralar oluşur.
* Varis makatta olursa buna HEMOROİD adı verilir.
Bitkilerle tedavi
Aşağıdaki bitkiler sürekli kullanılırlarsa tedavide iyi sonuç verirler :
* Sodalı ve şaplı banyolar
* Sık sık ve hızlı yürümek
* Zeytinyağı ile masaj
* Zulumba, üzerlik tohumu, nöbet şekeri karışımı
* Hemoroid için atkestanesi, civan perçemi, servi kozalağı, maydanoz ve patates lapaları
KANSIZLIK
Genellikle, kandaki alyuvarların azalması şeklinde ortaya çıkar.
Belirtileri
* Yüz daima solgundur
* El ve ayaklar daima üşür
* Kulaklarda sık sık çınlama olur
* Kalp çarpıntısı olur
* İştahsızlık, çabuk yorulma vs. gibi belirtiler görülür.
Nedenleri
* Kanamalar (hemoroid, mide-barsak ve regl kanamaları gibi)
* Kan yapan organların yeterli çalışmaması (dalak, ilikler, karaciğer)
* Beslenmede yaşa göre yeterli demirin alınmaması
Bitkilerle tedavi
Aşağıdaki bitkiler sürekli kullanılırlarsa tedavide iyi sonuç verirler :
* 1 lt şaraba 1 yemek kaşığı öğütülmüş rezene tohumu katılır, 1 hafta sonra süzülerek, günde 5-6 tatlı kaşığı içilir.
* 1 su bardağı siyah kuru üzüm + 8 bardak su + 1 yemek kaşığı pelin otu orta ateşte kaynatılır, soğuyunca süzülüp günde 3-4 bardak içilir.
* Kınakına şurubu içilmelidir.
* Enginar, yulaf ezmesi, kayısı, tere, erik, üzüm, maydanoz, havuç, ıspanak, mercimek ve soya bolca yenmelidir.
KOLESTEROL
Kolesterol, tüm canlıların bünyesinde bulunan ve vücudumuzda özel görevleri olan ancak, kandaki oranı belli sınırları aşınca zararları görülen bir maddedir.
Sağlıklı bir insanda kolesterol oranı, 100gr kanda 250mg'dır.
Bilinen görevleri şunlardır :
* Deri altında, mikroplara karşı koruyucu bir baraj görevi yapar.
* Kanda, alyuvarları zararlı maddelere karşı korur ve bir nevi zırh görevi yapar.
* Sinir dokuları içerisinde, onların dayanıklı olmasını sağlar.
* Çeşitli dokularda su dengesini sağlar.
Kolesterol dengesinin bozulma nedenleri
* Hayvani yağlardaki kolesterol, kullanılmış kolesteroldur ve işe yaramadığı gibi, kanda oranı artınca damarlarda tortu yapar.
* Vücutta kolesterol üreten ve kolesterolü dengeleyen organların iyi çalışmaması (böbrek üstü bezleri, yumurtalıklar, husyeler, tiroid bezesi, karaciğer, safra kesesi, barsaklar,
akciğer, ciltteki ter bezesi)
Neden olduğu rahatsızlıklar
* Kandaki nötr yağ oranının artması
* Vücutta yağ lekeleri oluşması
* Parmaklarda, omuzda, dizlerde ve kalçada yağ urları meydana gelir.
* Göz kapaklarında sarı lekeler oluşur ve gece körlüğü yapar. (tavuk karası)
* Siroz : Safra kanalının tıkanması, karaciğer ve dalağın şişmesi ve safra taşının oluşması
* Damar sertliği : Kanda biriken kolesterol kan damarlarının iç yüzeyine yapışır ve damar sertliğine yol açar.
Belirtileri
* ciltte sarı lekeler,
* göz altında siyah halkalar,
* gözün beyaz kısmında sarı lekecikler,
* terin ve nefesin ağır kokması,
* ağızda acılık hissi,
* baş ağrısı ve başta ağırlık hissi,
* görme zayıflığı,
* baş dönmesi ve beyinde boşluk hissi,
* hazımsızlık ve iştahsızlık,
* genel yorgunluk ve ruhi bunalım,
* uykusuzluk,
* sol kolda ve kalp üzerinde zaman zaman ağrılar.
Bitkilerle tedavi
Aşağıdaki bitkiler sürekli kullanılırlarsa tedavide iyi sonuç verirler :
* Yemeklerde zeytinyağı, mısır, ayçiçeği, haşhaş ve aspir yağları kullanılmalıdır.
* Sarmısak (günde 2-4 diş, çiğ olarak yenmelidir)
* Enginar, soğan, pırasa, havuç, kereviz, soya fasulyesi, lahana, tere, maydanoz, turp bol yenmelidir.
* Kiraz, limon, çilek, elma, üzüm, şeftali, armut, muz gibi meyveler de yenebilir.
* Ardıç tohumu
* Mısır püskülü
* Zeytin yaprağı
* Zerdeçal
| Dengesiz beslenme | % 35 |
| Sigara | % 30 |
| Enfeksiyon hastalıkları | % 10 |
| Mesleki nedenler | % 4 |
| Alkol | % 3 |
| Çalışma yerinin tozlu ve pis olması | % 2 |
| Gıdalara konan katkı maddeleri | % 1 |
Yapılan incelemelerde kanserin, kalıtsal olduğu saptanmıştır. Ancak, kalıtsal olarak geçen, kanserin kendisi olmayıp, bazı organların zayıf ve kansere dayanıksız doğması ve gelişmesidir.
ŞEKER HASTALIĞI
( DİABET )
________________________________________
SEBEPLERİ
Pankreas Bezesinin yorulması
Kandaki şekerin belli seviyede kalması, pankreas bezinin salgıladığı insülin hormonu ile olur. Pankreas bezesini yoran etmenler şunlardır :
• Oburluk
• Şişmanlık
• İhtiyarlık
Pankreas Bezesinin hastalanması
• Pankreas bezesi iltihaplanmış veya kireçlenmiştir.
• Pankreas kanseri
• Pankreasın alınması
• Pankreası etkileyen hastalıklar :
1. Karaciğer ve safra kanalı iltihabı
2. Kabakulak
3. Frengi
4. Verem
5. Böbrek iltihabı ve böbrek taşları
6. Tifo
7. Tifüs
8. Kolera
9. Dizanteri
Menopoz Dönemi
Bu dönemde kadının hormonal dengesinde değişmeler olur. Çoğu kadınlar bu dönemde şeker hastası olurlar. Dişetlerinde yanma, dişlerde çürüme, ağızda kuruluk, gözde katarakt oluşur. Bu dönemde eksilen
kadınlık hormonu şu bitkilerle sağlanarak, şeker hastalığına yakalanma riski azaltılabilir ; Papatya, Ökse otu, Nergis, Adaçayı. Ayrıca, bu dönemde kilo almamaya gayret edilmelidir.
Kortizonlu ilaçlar
Kortizon, böbrek üstü bezlerinin verdiği hormondur ve pek çok hastalığa karşı kullanılmıştır. Ancak şeker hastalığı da dahil birçok yan etkileri vardır.
Ruhsal ve bedensel etkenler
Yapılan araştırmalar, KORKU, ŞOK, RUHSAL SIKINTI gibi psikolojik etkilerin pankreas salgısını etkileyerek, şekere yol açtığını göstermiştir. Ruhsal bozukluklar şeker hastalığını davet eder.
VÜCUTTA YARATTIĞI ETKİLER
Kandaki asit dengesi bozulur
Kandaki aseton miktarı artar. Bu durum, hastada bulantı ve kusmaya neden olur. Hastada su kaybı olur va komaya girer.
Çeşitli hastalıklara zemin hazırlar
• Ciltte yer yer kızarma, pişme, çıban ve apseler oluşur.
• Diş etleri, dudak iç kısımları enfeksiyona uğrar ve kaşınır.
• Ateş, böbrek gangreni, böbrek ağrısı, sistit, karaciğer ve safrakesesi iltihabı oluşur.
• Akciğer veremi sık görülür.
• Ayrıca, damar sertliği, görme zayıflığı, kalp yetersizliği, beyin fonksiyonlarının yavaşlaması, sinir bozuklukları, diş çürümesi gibi birçok rahatsızlığa da kapı aralar.
TEDAVİ
1. Şeker hastalığı, bir beslenme hastalığıdır. Bu nedenle dengeli beslenmeye özen gösterilmeli, yani karbonhidrat-protein-yağ dengesi sağlanmalıdır.
2. Yağsız süt, yoğurt, yağsız et, balık, yumurta, patates, hububat, bakliyat yenmelidir.
3. Sebzelerden lahana, tere, soğan, marul, salatalık, turp, domates, patlıcan ve yerelması tavsiye edilir.
4. Meyvelerden ise ekşi elma, limon, greyfurt, yeşil erik, koruk gibi ekşi olanlar tercih edilmelidir.
5. Baharatlar vücudumuzdaki salgı bezlerine tesir ederek, onları çalıştırırlar. Bu nedenle her sofrada bulundurulmalıdırlar.
BİTKİLERLE TEDAVİ
a. Tunus Baklası ( çemen ) : İki bardak suya 1 kaşık çemen konur ve orta ateşte pişirilerek sabah kahvaltısından önce içilir.
b. Yulaf : Yemeklerden önce veya iki yemek arası, günde 3-4 bardak salep şeklinde, 1 bardak suya 1 kaşık yulaf unu katarak, orta ateşte pişirip içmelidir.
c. Mersin Yaprağı : 1 litre kaynar suya, 1 yemek kaşığı yaprak konur. 15 dakika demleyip süzülür ve her yemekten önce 1 çay bardağı içilir.
d. Okaliptus : 1 litre kaynar suya, 1 yemek kaşığı yaprak konur. 15 dakika demleyip süzülür ve her yemekten önce 1 çay bardağı içilir.
e. Karadut Yaprağı : 1 çay bardağı sıcak suya, 1 tatlı kaşığı hulasası konur. Yemeklerden önce içilir.
f. Ceviz Yaprağı : 1 litre kaynar suya, 1 yemek kaşığı yaprak konur. 15 dakika demleyip süzülür ve her yemekten önce 1 çay bardağı içilir.
g. Zeytin Yaprağı : 30 g. yaprak ince kıyılıp, 1 litre suya atılır, 2 dakika kaynatılıp, 15 dakika demlenir ve süzülür. Yemeklerden önce 1 çay bardağı içilir.
h. Ardıç Tohumu : 30 g. ardıç, 1 litre suya atılır, 10 dakika kaynatılıp, 15 dakika demlenir ve süzülür. Yemeklerden sonra 3-4 çay bardağı içilir.
i. Böğürtlen
j. Adaçayı
k. At kuyruğu (kırkkilit otu)
Bitkilerle yapılan tedavilerin yararlı olabilmesi için, yukarıdaki tedavi şekillerinin en az 2-3 ay sürekli uygulanması gerekir
Dostlar dünyanın yedi harikasını yeniden şekillendirmeyi düşünüyorlar...Ayasofya'da bunların içinde...hade bi tıkta siz yapın...bakalım neler
olacak...
SENDE TIKLA...

yol bulmada yardim amacli siteler war dostlar. Bunlardan birisi istanbul belediyesinin yeni actigi http://kentrehberi.ibb.gov.tr/ dir. Bir baskasi ise www.map24.com.tr herkese iyi yol bulmalar...
Çoğu durumlarda hasta için hayati önemi olan suni teneffüs metodunu doğru uygulama bir hayat kurtarmaktadır.
— Kişiyi düz bir yere sırt üstü yatırınız.
— Çenesini yukarı gelecek şekilde başını geriye çekerek solunum yollarını açınız.
— Ağız çevresini temizleyiniz.
— Çeneye bastırarak ağzının açılmasını sağlayıp, diğer elinizle burun deliklerini tıkayınız.
— Derin nefes alıp ağızdan ağıza dakikada 12-15 defa üfleyiniz.
— Göğüs kafesinin yükselip, yükselmediğini kontrol ediniz.
— Solunum normale dönünceye kadar veya hastaneye ulaştırıncaya kadar işleme devam ediniz
Arı arka kısmındaki iğnesini deriye batırarak sokar. O kısımda ağrı, bir kaç dakika sonra yanma, arkasından şişme ve deride kırmızı...
— Sokulan bölgeyi hareket ettirmeyiniz.
— Sokulan yer üzerine buz koyunuz.
— Deride kalmış olan arı iğnesini alkol alevinde yaktığınız bir iğnenin ucu ile çıkarınız.
— Sokulan yer üzerine amonyak (bir kısım amonyak ve dört kısım su karışımı) sürünüz. Kaşıntıyı azaltır. Elinizde kaşıntıyı, yanmayı giderici ilaç varsa onu sürebilirsiniz.
— Daha sonra yemek sodası (karbonat) eritilmiş su ile ısıtılmış bezi sokulan yer üzerine koyunuz.
— Eğer solunum zayıflaması ya da durması otursa ağızdan ağıza yapay solunum yapınız.
— Bu önlemlerle şikayetlerinde azalma olmuyorsa ve özellikle çok sayıda arı sokmalarında bekletmeden ve kesinlikle hastaneye gönderiniz.
— Eğer astımınız varsa arı sokması ile astım şikayetlerinizde de artma olabilir.
— Eğer ağzın içinden sokulmuşsa hemen bir buz parçasını ağızda eminiz çok çabuk şişlik ve solunum yolunda tıkanma olacağından hastaneye gidiniz.
— Duyarlı olan kişilerde şişlik yanma fazla olur. Hatta deride morluklar görülebilir. Hemen hastaneye gidiniz.
— Arı sokulan yere çamur sürmeyiniz. Mikrop kaparak iltihaplanabildiği gibi tetanos da olabilir.
_ EN KÖTÜ DURUMDA BİR SİGARA YAKIN VE SİGARANIN UCUNDAKİ ATEŞİ MÜMKÜN OLDUĞU KADAR ARININ SOKTUĞU YERE YAKLAŞTIRIN...UNUTMAYIN Kİ BU İŞLEM ÇOK ACI VERİR...O YÜZDEN ARA VEREREK BUNA DEVAM EDİN...Kİ ZEHİR ORADA YANARAK KALSIN...
Bu tür yaralanmalara sık olarak rastlanmaktadır. Daha çok bacak ve kolda ısırma sonucu olan yara, ısırma şekline ve ısıran hayvanın büyüklüğüne göre yarım cm.
yada daha büyük olup, kol yada bacağın her iki yüzünde görülebilir.
Köpek ısırmalarında ilk akla gelecek durum "Kuduz" tehlikesidir. Çünkü; köpek salyası ile kuduz virüsünü dişleri ile açtığı yaradan vücuda verir. Kuduz köpeğin ısırdığı insan veya hayvanlarla da
kuduzun diğer canlılara bulaştığı bilinmektedir.
— Köpek tutularak gözlem altına alınmalıdır.
— Köpeğin kuduz olup olmadığını anlamak için 10 gün karantina uygulanır. Bazen çok uzun süreden sonra da kuduzun belirtilerinin görülebileceğini unutmayınız. Eğer köpek kuduz ise 48 saat sonra kuduz
belirtileri görülmeye başlar. Ağzını kapatmakta güçlük çeker. Kuyruğunu bacaklarının arasına alır. Salyası akar. Etrafına saldırır. Sudan korkar, gözleri şaşı gibi olur. Gözbebeği düzensiz
büyüklüktedir.
— Köpeğin kimin olduğu, aşılı olup olmadığı saptanmalıdır.
— Kuduz bir köpek ısırması varsa durum polise ve ilgili sağlık kuruluşuna haber verilmelidir.
— Köpek ısırma olayı sırasında ya da karantina süresi içinde ölürse köpeğin başı antiseptik solüsyon ile ıslatılmış bir beze sarılarak ilgili laboratuara gönderilmelidir.
— Isırılan kişiye her olasılığa karşı kuduz serumu ve aşısı yapılmalıdır.
— Hastaneye gitmeden önce ısırılan yeri bolca su ile yıkayınız.
— Üzerine temiz bir mendil kapatınız.
— Köpeğin ağzında kuduzdan başka diğer hastalık yapan mikroplarında bulunabileceği düşünülerek yaraya hastanede pansuman yapılmalıdır.
— Gerekirse hastanede tetanosa karşı aşı yapılır. Daha önce aşılanmamışsa tetanos serumu yapılır.
Nefes Borusuna Yiyecek Kaçması
Yetişkinlerde yiyeceğin, yeterince çiğnenmeden yutulmak istenmesi sonucunda gırtlakta takılması veya nefes borusunu tıkamasıyla ortaya çıkar. Çoğunlukla et gibi katı yiyecekler yenirken olur.
Genellikle et çiğnerken konuşanların başına gelir. Küçük çocuklar da yemek sırasında ağızlarını fazla doldurur ve böyle olaylar yaşayabilirler. Takma dişli olmak ve yemek sırasında alkol içmek de
boğaza bir şey takılması riskini artırır.
Nefes borusuna bir şey kaçınca panik yaşanır. Nefes alamayan kazazedenin yüzü korku içindedir. İlk başlarda morarabilir, gözleri adeta yuvasından dışarı uğrar. Nefes almaya çalışır.
Eğer kişi rahatça öksürebiliyorsa, rengi değişmediyse ve konuşabiliyorsa bir boğulma söz konusu değildir. Çünkü konuşabilmesi nefes borusunun tamamen tıkanmadığını, akciğerlere oksijen gittiğini
gösterir. Gerçekten boğulmakta olan biri konuşamaz, el işaretleriyle derdini anlatmaya çalışır.
Eğer yiyecek yanlış borudan giderse, öksürme refleksi genellikle sorunu çözer. Ama eğer çözemezse, kazazedeye yardım etmeniz gerekir. Kendinizi böyle bir olaya hazırlayabilmek için bir ilk yardım
kursuna giderek Heimlich tekniğini öğrenin. Bu tekniği bir başkasının üzerinde uygulamak için:
1. Boğulmakta olan kişinin arkasında durun ve kollarınızı beline sarın. Kazazedeyi hafifçe öne doğru eğin.
2. Bir elinizi yumruk yapın ve kazazedenin göbeğinin az üstüne yerleştirin.
3. Diğer elinizle yumruğunuzu kavrayın ve karından yukarıya doğru sert ve ani bir şekilde bastırın. Nefes borusunu tıkayan nesne çıkana kadar bunu yapmaya devam edin.
Heimlich tekniğini kendi üzerinizde uygulamak için
1. Yumruğunuzu göbeğinizin az üstüne yerleştirin.
2. Diğer elinizle yumruğunuzu kavrayın ve karından yukarıya doğru sert ve ani bir şekilde bastırın. Nefes borusunu tıkayan nesne çıkana kadar bu hareketi tekrarlayın. Bir koltuğun arkasından aşağı
eğilerek bu nesneyi çıkartmayı da deneyebilirsiniz.
Bir travma sonucu deri yada mukozanın bütünlüğünün bozulmasıdır. Aynı zamanda kan damarları, adale ve sinir gibi yapılar etkilenebilir. Derinin
koruma özelliği bozulacağından enfeksiyon riski artar.
Kaç çeşit yara vardır?
Kesik yaralar:
Bıçak, çakı, cam gibi kesici aletlerle oluşur. Genellikle basit yaralardır. Derinlikleri kolay belirlenir.
Ezikli yaralar:
Taş yumruk yada sopa gibi etkenlerin şiddetli olarak çarpması ile oluşan yaralardır. Yara kenarları eziktir. Çok fazla kanama olmaz, ancak doku zedelenmesi ve hassasiyet vardır.
Delici yaralar:
Uzun ve sivri aletlerle oluşan yaralardır. Yüzey üzerinde derinlik hakimdir. Aldatıcı olabilir tetanos tehlikesi vardır.
Parçalı yaralar:
Dokular üzerinde bir çekme etkisi ile meydana gelir. Doku ile ilgili tüm organ, saçlı deride zarar görebilir.
Efekte yaralar:
Mikrop kapma ihtimali olan yaralardır. Enfeksiyon riski yüksek yaralar şunlardır:
Kelime anlamı SARSILMA demektir. Dolaşım sistemindeki kanın çeşitli nedenlerle azalması, hücrelere yeterli oksijenin gelmemesi sonucunda ortaya çıkar.
Belirtileri
— Kaza yerinde sessiz, sakin, hiç hareket etmeyen bir yaralının şuuru genelde yerinde olmayabilir.
— Rengi soluk.
— Vücudu soğuk ve terli.
— Gözleri göz çukuruna batmış şekilde sanki burnu sivrilmiş gibidir.
— Nabız zayıftır ve hızlıdır.
— Solunum hızlanmıştır.
Yapılması Gerekenler
— Uygun bir yere sırt üstü yatırınız.
— Etrafındaki kalabalığı dağıtınız.
— Az hareket ettirmeye çalışınız.
— Beyninde kanın dolaşmasını kolaylaştırmak için başta kanama yoksa başı 15°-30° aşağı getirip, ayak ucunu 30-40 cm kaldırınız.
— Yakasını, kemerini, gömleğini gevşetiniz.
— Solunum yolu tıkanıklığı varsa gideriniz.
— Gerekirse yapay solunum ve kalp masajı yapınız.
— Kanaması varsa kanamayı durduracak önlemi alınız.
— Kırık varsa tahta parçası ile tesbiti yapınız.
— Soluk almakta güçlük çekiyorsa baş ve göğüs kısmını hafifçe yükseltiniz.
— Yaralıyı battaniye ile örtünüz yaralı şuursuz ise katı yiyecekler vermeyiniz.
— İhtiyaç durumunda dudakları ve dili birkaç damla su ile ıslatınız.
— İç kanama yoksa ve tıbbi bakım gecikecekse yarım bardak su içme bir çay kaşığı tuz veya karbonat karıştırıp 15 dakika ara ile içiriniz.
Gerektiğinde kullanmak için evimizde, işyerimizde veya aracımızda ilkyardım çantası bulundurmamız faydalı olacaktır. İlkyardım Çantası/Dolabı acil durumda kolayca
ulaşılabilecek,çok nemli olmayan bir ortamda muhafaza edilmelidir. İlkyardım Dolabı kolay görülecek bir yerde olmalı ve evdeki/işyerindeki herkes yerini bilmelidir.Çantanın içinde içinde bulunan
malzemelerin bir listesi olmalıdır. İlkyardım çantasının bakımı düzenli olarak yapılmalı eksik/süresi geçmiş malzemeler tamamlanmalıdır. İlkyardım çantasının içeriği kullanılış amacına göre
değişir,genel amaçlı bir ilkyardım çantasında aşağıdaki malzemeler bulunabilir*;
- Üçgen sargı
- Gazlı bez (steril)
- Ateş ölçmek için termometre
- Gözenekli&Elastik sargı bezleri(değişik boylarda)
- Flaster
- Değişik boylarda yara bantları
- Plastik örtü
- Batikon veya biokadin**
- Çengelli iğne&Cımbız
- kağıt-kalem
- Fener
- Eldiven
- ilkyardım kitabı
- Makas(tercihen küt uçlu)
- Büyük şırınga(yara temizliğinde kullanmak üzere)
- İçindekilerin listesi
- Eğer ilkyardım çantası doğada kullanılacaksa,ağrı kesici ve ateş düşürücü(parasetamol), antibiyotik krem,nemlendirici krem(aloe vera vb) gibi malzemeler de eklenebilir.
- Yaranın etrafını temizlemek için kullanılmalı,yaraya sürülmemeli
Kanın, normal olarak içinde bulunduğu kalp ve damarlardan dışarıya çıkmasına kanama denir.
Nedeni ve yeri ne olursa olsun, durmayan ya da durdurulamayan her kanama, şok, hatta ölüme yol açar. Kazalarda ölümlerin önemli bölümü bir kanamadan kaynaklanır. Kanama kontrolü bir ilkyardımcının en
çok gereksinim duyacağı ve kullanacağı becerilerdendir.
Kanamaları zedelenmiş damar çeşidine göre üçe ayırabiliriz;
1. Kılcal damar kanamaları: Kılcal damarlar hücrelere ulaşan son damar uzantılarıdır. Çok ince olup içlerinde çok az kan bulunduğu için zedelenme, kesilmelerinde ancak sızıntı tarzında ve hafif bir
kanama olur. Bir kesi ya da darbe sonrası ortaya çıkabilir. Hemen her zaman, dış müdahale olmasa bile, kendiliğinden sona erer. Hayati tehlike yaratmaz.
2. Toplardamar kanamaları: Toplardamarlar hücrelerden dönen kanı kalbe taşıyan, düşük basınçlı kan akımı olan damarlardır. Cilde yakın, yüzeysel toplardamarlar kol ve bacak, el, ayak sırtında rahatça
seçilebilir. Toplardamar kesileriyle olan kanamalarda koyu renkli, taşma tarzında kan kaçışı görülür. Çoğu kez doğrudan baskı uygulayarak kontrol altına alınabilir. Genellikle yaşamı tehlikeye
sokmaz.
3. Atardamar kanamaları: Atardamarlar kalbimizden yüksek basınçla pompalanan kanı hücrelere ileten, toplardamarların tersine kol ve bacakta derinde yol alan damarlardır. Atardamardan olan
kanamalarda, açık renkli kanın, yara ağzından kalp atımına uyumlu şekilde fışkırarak çıktığı izlenir. Genellikle durdurulması daha zor olan, hayati tehlike yaratan kanamalardır.
Kanamaları konumu ve yönüne göre de üçe ayırmak mümkündür. Kanın kaçışının gözle izlenebildiği kanamaya dış kanama adı verilir. İç organlara ait damarlar, ya da vücut içinde kafa-göğüs-karın
boşluklarında yerleşik damarların, bir darbe ya da kesici delici bir aletle parçalanmasıyla ortaya çıkan kan kaçışı dışardan görülmez. Bunlar, iç kanama olarak adlandırılır. Kanayan damarın vücudun
iç organlarında olduğu kanamalar, doğal deliklerden dışarıya doğru kanama olarak adlandırılır.
Kanamada ilkyardımcının amacı, önce damardan kan kaçışını önlemek, sonra da, kan hacmi azaldığı için şoka karşı önlem almaktır. Kanamaya müdahalede en basit, risksiz, malzeme gerektirmeyecek
yöntemden daha etkili, ancak uygulaması daha zor, riskler taşıyan yönteme doğru bir sıra izlenir. Değişik yöntemlerle damarı sıkıştıran, içinden kan geçmesi ve dışarıya kaçmasını önleyen ilkyardımcı,
damardan kan kaçışını önleyen sağlam pıhtı oluşuna kadar uygulamasını sürdürmelidir.
Kanamayı durdurmak için kullanılan ilkyardım yöntemleri sırayla;
1. Kanayan yer üzerine doğrudan baskı yapmak,
2. Kanayan damarın kalpten geliş yolu üzerindeki özel noktalara baskı yapmak,
3. İlk iki yöntemle kontrol edilemeyen özel durumlarda, turnike-boğucu sargı yapmaktır.
Ufak bir keside, kesi yerinin su ve sabunla yıkanıp üzerine birkaç dakika bastırılması yeterli olacaktır. Üzeri bir yara bandı ile kapatılabilir. Daha büyük bir yaralanmada, yara bezi üzerinden avuç
ya da parmaklarla yapılacak baskı ile kanama durdurulduktan sonra, yeniden açılmayı önlemek için rulo, ya da, bohça haline getirilecek yara bezleri ile, üzerine sıkı bandaj yapılması uygun olur.
Kanamalı kişinin sakinleştirilmesi ve kanayan kol ya da bacağın yukarıya kaldırılması, kanamanın durmasını kolaylaştıracaktır. Kanla ıslanan bandaj sökülmez, üstten yenilenir. Doğrudan baskı ile
kontrol edilmeyen kanamalarda, ilkyardımcı kanamanın yerine uygun bir noktadan, baş parmağı ya da yumruğu ile baskı yaparak, kanı getiren atardamarı sıkıştırır. Ancak uygun baskı noktaları bu konuda
beceri eğitimi almadan kullanılmamalıdır. Organ kopması birden fazla atardamar kanamasına yanı anda baskı uygulayamayacak tek ilkyardımcı olması, kazazedenin yanından ayrılma zorunluluğu,
ilkyardımcının uzun sürecek yol boyunca baskı yapacak gücü olmaması durumunda, son çare olarak, boğucu sargı-turnike uygulanır. Uygulama omuz-dirsek ya da diz-kalça arasındaki tek kemikli bölgeye
yapılır. Kan dolaşımının tam olarak kesilmesi kalıcı doku hasarlarına neden olabileceği için istenmeyen bir uygulamadır.
Her yüz kanamalı olaydan doksanının yara yerine baskı yapılarak, geri kalan on olayın dokuzunun özel noktalara baskı ile kontrol altına alınabileceği, turnike-boğucu sargının çok az başvurulacak
yöntemler olduğu unutulmamalıdır.
İç Kanamalarda İlkyardım
İç kanamada ilkyardımcı kanamanın varlığını dışarıdan göremez. Büyük kemik kırıkları, kafaya gelen darbeler, tüm vücudu etkileyen kazalarda, dıştan izlenebilen kanama olsun ya da olmasın, iç
kanamadan şüphe edilmelidir.
- Huzursuz kazazede, görme
– işitme sorunları, uyuklama hali
- Soğuk, soluk, nemli cilt
- Karında sertlik ve bastırmakla ağrı
- Vücutta yaygın sıyrık, morluk, şişlikler
- Halsizlik
- Susuzluk hissi
- Sayısı artmış ancak zayıf solunum ve nabız varsa iç kanama düşünülmelidir.
İç Kanama Düşünülen Kazazede İçin Yapılacaklar
1. Şok ile mücadele et (ayakları yüksek olarak yatır, ısıt)
2. Hızlı naklet
Parmak, el, kol, ayak, bacak, penis, kulak, burun gibi vücut uzantılarının vücutla olan bütünlüğünün bozulmasına, organ kopması denir. Bütünlüğün bir kısım
dokularla devam ettiği hallere kopma değil, kesi demek doğru olur.
Organ kopmasına müdahale edilmezse;
1. Kanama nedeniyle kazazedenin yaşamı tehlikeye girer
2. Organın kaybı fiziksel görünüm bozukluğu, işlev kaybı ve ruhsal sorunlar yaratır.
Kasıt, ya da kaza sonucu ortaya çıkacak organ kopmasına ilkyardımcının müdahalesi iki yönlü ve hızlı olmalıdır. Kanama kortrolü kadar, nakil ve ulaşılacak merkezin bilgilendirilmesi de önemlidir.
Diğer ilkyardım uygulamalarından farklı olarak, organ kopmasında, kazazede ve kopmuş organın ulaştırılacağı sağlık merkezinin damar- sinir cerrahisi yapılabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Soğuk ortamda taşınan kopmuş organ canlılığını daha uzun süre koruyacak, birleştirme sonrası, işlev de daha iyi korunacaktır.
Organ kopmasında ilkyardım uygulalamalrı öncelikle ABC kontrolü ile başlar. Daha sonra kazazede yatar pozisyona getirilir., bilinci açıksa sırtüstü, kapalı ise yan güvenli pozisyonda tutulur.
Kopma, eğer tek tek kemikli bölgelerin uzağında meydana gelmiş ise kolun ve bacağın vücuda yakın kısımlarından turnike uygulanır. Daha sonra kopan organ temiz, su geçirmez plastik bir torba ya da
kaba konulup ağzı kapatılır. Daha sonra bu torba veya kap buzdolu bir kap ya da torbaya konur. Kazazede ve kopan organ aynı araçla nakledilir.
Değişik derecelerde soğuğun etkisi ile donma meydana gelir. En çok sırasıyla ayak parmak uçları, kulak, burun ve el parmaklarında görülür.
— Önce yaralıyı donma bölgesinden uzaklaştırınız.
— Donmuş kişiyi soba, lamba gibi ısı kaynaklarından uzak tutunuz.
— Donmuş vücut kısmındaki elbiseleri çıkarınız. Eğer bunlarda donmuş ve deriye yapışmışsa hafif ılık su uygulayarak buzun erimesini sağlayınız.
— Ayakkabısını çıkarınız.
— Kuru, ısıtılmış giyecek giydiriniz. Sıcak, şekerli içinde alkol bulunmayan içecek veriniz.
— Kesinlikle karla ya da elinizle ovuşturmayınız. Masaj yapmayınız. Elinizle tutarak ve verdiğiniz solukla ısıtınız.
— Vücut ısısını ve kan dolaşımını arttırmak için kol ve bacaklarının hareket etmesini sağlayınız.
— Donmadan sonra deri normal rengini ve ısısını tekrar kazansa da hemen yürütmeyiniz.
— Eğer 30 dakika içinde donan yer normal renk ve ısısını kazanmışsa o yeri 40°C' lik sıcak suya batırınız. Küvet varsa bütün vücudu aynı anda ısıtmak en iyisidir.
— Derinin ısısı, rengi ve dokunma hissi 30 dakika içinde düzelmemişse hemen hastaneye gönderiniz. Gevşek, yumuşak bir pansuman ile sıkmadan sarınız. Birkaç kat pamuk sargı en uygunudur.
— Donan kişinin dinlenmesini sağlayınız.
— Donmuş yerin altına yastık koyarak kalp seviyesinin yukarısına kaldırınız.
— Şuuru yerinde değilse ağızdan içecek vermeyiniz. Hafif baş aşağı yatırınız.
— Bilezik ve yüzük varsa çıkarılmalıdır. Donma nedeniyle şişlik olursa bunlar kol ve parmağı sıkarak dolaşımı bozarlar. Hatta kangrene kadar gidebilecek çoğu durumlara yol açabilirler.
— Deride oluşan su dolu kabarcıklar delinmemelidir. Mikrop bulaşma tehlikesi vardır.
inurl:/view/index/shtml bu kodu google a yaz çıkan sonuçlardan birine tıkla ve dünyanın herhangi bi yerini programsız seyredin canlar… ![]()
YouTube’dan video indirmek işte bu kadar kolay web sitesi ve küçük programlarla Youtube beğendiğiniz videoları indirebilirsiniz.
1. YouTubeX’ ın fazla bir seçeneği yoktur, fakat basit bir işe yarar uygulamadır. Ek olarak e-posta yolu ile arkadaşlarınızla YouTube videolarını paylaşmanıza olanak tanır. Maalesef indirilen videolar get_video olarak algılanır ve *.flv uzntısını sizin vermeniz gerekmektedir.
2. KeepVid diğer basit bir sitedir. Sadece YouTube için değil aralarında Google Video, MySpace Video, DailyMotion’da bulunduğu diğer video paylaşım siteleri için de kullanılır. Yine bu sitede de *.flv uzantısı elle verilmelidir.
3. VideoDownloader KeepVid’de çok benzer, fakat daha fazla video sitesini desktekler, ayrıca bunun Firefox eklentisini de kullanmanız olasıdır. Bu site ile tüm indirilen videolar *.flv biçimindedir.
http://javimoya.com/blog/youtube_en.php
4. VDownloader panodan YouTube, Google Video ve Grinvi videolarını yakalayan bir masaüstü uygulamasıdır. Bu programı başlatın, video URL’sini kopyalayıp indie tıklayın. Program otomatik olarak görüntüleri mpeg ya da avi biçimine çevirebilir.
http://www.softpedia.com/progDownloa…oad-51327.html
5. YouTube Grabber dosyaları Youtube’dan *.flv biçiminde indirir. Video URL’sini Youtube’dan kopyalayıp programa yapıştırın, ardından <> tuluna tıklayın, diveo program ile aynı dizine indirilir.
http://www.download.com/Youtube-Grab…-10574801.html
6. Orbit Downloader çok çeşitli sitelerden video indirebilen bir masaüstü programıdır. İndirme süreciçok basittir, farenizi video üzerine getirip bekleyin, daha sonra üzerinde <> yazan bir buton çıkacaktır. Bu buton yardımı ile videoyu indirebilirsiniz. Programın geliştiricilerinin iddiasına göre programın P2P indirme teknolojisine göre Orbit Downloader P0′e kadar daha hızlıdır.
7. Get Tube YouTube, DailyMotion ve Kewego’dan video ya da ses dosyalarını indirmenize olanak tanıyan bir OS X uygulamasıdır.
http://web.mac.com/simonvrel/iWeb/software/v.1.0.html
8. Youtube-dl. Youtube görüntülerini,mplayer ve Vlc’nin rahatlıkla oynatabileceği, flv biçiminde kaydetmeye yarayan bir Linux programıdır.
http://www.nuxified.org/blog/downloa…ith_youtube_dl
9. YouTube Ripper gerçekte bir program değildir, bu belli bir YouTube kullanıcısının yüklediği görüntüleri ya da anahtar sözcük ile eşleşen görüntüleri indirmeye yarayan basit bir betiktir.
http://nlindblad.org/2007/04/08/yout…ctors-edition/
10. Vidtaker Google Video, YouTube, MySpace gibi sitelerden akışları indirmenize yarayan bir Firefox eklentisidir. Bu eklenti indirilen görüntüleri otomatik olarak DivX avi biçimine dönüştürür.
“inurl:/view/index/shtml”
komutunu search bölümüne yazıyor ve ara tuşuna basıyoruz. Onumuze bir çok link çıkacaktır. Gözünüze kestirdiğinizi açıp kameranın gösterdiği yeri izleyebilirsiniz. Mesela kameranın görüş alanında ev varsa, kamerayı döndürüp sonra zoom yapıp evin içine kadar giriyorsunuz. Bazı kameralar iş yerlerine ait, insanları çalışırken izleyebiliyorsunuz. Ya da Japonya’da bir caddenin güvenlik kamerasından izleyebiliyorsunuz.
Güvenlik kamerası değilde webcam izlemek istiyorum derseniz şimdi vereceğim kodu google’a yazın ve çıkan sitelerden istediğinize girin.
“my webcamXP server!”inurl:”:8080″
Bunun için internette bir çok video çevirici site mevcut. İşte bunların iyi olanları aşağıda canlar… ![]()
vixy.net
Bedava FLV video çevirici. YouTube videolarını AVI, DivX, MOV, MPEG4, 3GP, MP4, MP3, iPod Video ve PSP Video formatlarından istediğinize çevirebilirsiniz.
Zamzar
Bedava video çeviri servisi. İstediğiniz videoyu çeşitli video formatlarına çevirebiliyor. Çevrilen dosya e-posta ile size gönderiliyor.
FLvix.com
Bedava İnternet Video Çevirici yazısı ile tanıttığımız sitede YouTube, Google Video ve FLV uzantılı videoları AVI, MOV, 3GP, MP3, MP4 formatlarına çevirebilirsiniz.
All2Convert
Bilgisayarınızdan yükleyeceğiniz FLV uzantılı videolarınızı çeşitli video formatlarına hızlı bir şekilde çevirebiliyorsunuz. Çevrilen videoyu bilgisayarınıza indirebiliyorsunuz.
VidDowloader.com
Video çevirici ile YouTube, Google, DailyMotion videolarını MPEG, AVI, MOV, 3GP and DivX formatlarına çevirebilirsiniz.
Movavi
Bir başka çevrim içi video çevirici. Videonuz çevrildiğinde e-posta ile sizi uyarıyor ve bilgisayarınıza indirebiliyorsunuz.
Cellsea
Video dosyasını bilgisayarınızdan yükleyerek değişik formatlara (FLV, AVI, MOV, MPG, …) çevirebilirsiniz. Yalnız maksimum dosya boyutu 25 MB olmalı!
mediaconverter.org
http://www.mediaconverter.org/index.php?s=convert
Videolarınızı çeşitli formatlara çevirebiliyorsunuz. Çevrilen video e-postanıza link şeklinde gönderiliyor.
vconvert.net
You Tube ve DivX videolarınızı iPod ve cep telefonu formatlarına da çeviriyor.
VideoDL
YouTube, Google Video gibi videoların linkerini vererek değişik formatlara çevirebiliyorsunuz.
Videolarınız artık istediğiniz formatta…
Dostlar rapide yüklenen bir çok dosyayı burada bulabilirsiniz… BURDA
Zootekni, hayvan türlerine göre en ucuz, en kolay, en bol üretim tekniğinin nasıl gerçekleştirileceği, değerlendirileceği ve devam ettirileceğidir. Terim çoğunlukla zooteknik olarak yanlış ifade edilir. Veteriner Fakültelerinde bu anabilim dalında Zootekni I (Genel Zootekni, koyun yetiştiriciliği, sığır yetiştiriciliği), Zootekni II (atçılık ve kananatlı hayvan yetiştiriciliği), laboratuvar hayvanları yetiştiriciliği, hayvan davranışları, hayvan psikolojisi, arıcılık, kürk hayvanları yetiştiriciliği, kedi-köpek yetiştiriciliği, hayvan ıslahı, biyoistatistik, genetik gibi dersler verilmektedir. Dersler 5 yıla dağılmıştır.
Zootekni, genel ve özel zootekni olmak üzere ikiye ayrılır.
Evciltme, evciltmenin etkileri, türler, ırklar, karakterler, verimler, eşgal bilgisi, yetiştirme metodları, çevre ve hayvan ilişkileri gibi konuları inceler.
Genel zootekni bilgileri ışığında, çeşitli evcil türlerin ve bunlara ait ırkların morfolojik ve fizyolojik özellikleri, çoğaltılması, bakım ve beslenmesi, yetiştirilmesi ve ıslahı konularını inceler.
Şehir planlama mesleğinin konusu en genel anlamda, ülke düzeyinden yerel ölçeğe kadar her türlü yerleşmede fiziksel/mekansal gelişmelerin bir plan/düzen çerçevesinde biçimlenmesine katkıda bulunmaktır. Şehir plancısı, planlı gelişmenin sağlanması için, yerleşmelerin değişiminde etkili olabilecek mekansal, sosyal, demografik, ekonomik ve teknik verilerle estetik, kültürel (tarihi-arkeolojik), doğal/ekolojik etmenleri birlikte değerlendirerek geleceğe yönelik amaç ve hedefleri koyan, uygulama araçlarını ve süreçlerini tanımlayan, karar vericilere alternatif öneriler oluşturan ve bunların uygulanmasında rol alan uzmandır. Plancının uygulamadaki rolü planın parçaları olarak ortaya çıkan projeleri tanımlamak, bu projeleri koordine etmek, yönlendirmek, denetlemek veya projelere dönük danışmanlık hizmetlerini yürütmektir.
Şehir planlamanın konusu mekan, eylem alanı planlamadır. Mekanın ölçeği, ülke ve bölge düzeyinden yerel ölçeğe kadar her türlü yerleşmeyi kapsar. Planlama, ölçeğe dayalı nitelik farklılaşmasının yanısıra, kentsel işleve ya da yerleşmeyi karakterize eden sosyo-ekonomik faktörlere göre niteliğe dayalı olarak da farklılaşmaktadır; metropoller, sanayi kentleri, turizm merkezleri gibi. Bu alanlara yönelik planlama çalışmaları ise niteliklere bağlı olarak farklılaşmaktadır; kent bütünü planı, metropoliten alan bütünü planı, turizm, sanayi vb. sektörel planlamalar gibi.
Üst ölçekli ekonomik ve fiziki plan kararları ve politikaları ile yöreye özgü sosyo-ekonomik, kültürel ve doğal veriler de dikkate alınarak belirlenen amaç ve hedefler doğrultusunda mekansal düzenlemeleri belirleyen çeşitli ölçek ve nitelikteki planlar;
Mekansal, sosyal, demografik ve ekonomik vb. içerikli kentsel / kırsal araştırmalar,
Planlama sürecini yönlendirmeye yönelik danışmanlık, kentsel işletmecilik ve proje yönetimi alanlarını da kapsamaktadır.
Şehir planlama, niteliği gereği kamu ve toplum yararını esas alan bir kamu hizmetidir. Şehir plancısı gerek kamu sektöründe gerekse özel sektörde kamu hizmeti veren bir uzmandır.
Ülkemiz planlama pratiğinde varolan ve ölçek/nitelik olarak farklılaşan başlıca planlama hizmetleri şunlardır:
Yatırımların ülkesel ölçekte dağılımını belirlemek üzere ulusal plan hazırlamak (ülkesel yerleşme düzeni planlaması)
Bölgesel ölçekli planlamalar, çevre düzeni planları
Kent planları
1/5.000 ölçekli Nazım (imar) planı, 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı, mevzi planlar ve bunların değişiklikleri ve revizyonları
Kentsel tasarım planları
Sektörel planlar; turizm, ulaşım, çevre, sanayi/küçük sanayi planları, koruma amaçlı imar planları
Gecekondu önleme ve ıslah planları
Toplu konut alanı, yeni yerleşme alanı planlaması
Şehir plancıları, belediyelerde, Devlet Planlama Teşkilatı, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı gibi kamu kuruluşlarında karar verme, araştırma, planlama, onama ve uygulama süreçlerinde çeşitli konumlarında görev almaktadırlar. Serbest çalışan şehir plancıları, başta İller Bankası ve her ölçekte belde ve belediyeler olmak üzere yukarıda sayılan bakanlıklara bağlı idareler tarafından ihaleye çıkarılan plan-proje hizmetlerinin yapım ve uygulama süreçlerinde yüklenici, proje yöneticisi, proje koordinatörü, danışman vb. görevler alabilirler.
Şehir plancıları, planlama işinin niteliğine göre, planlama hizmetlerinin çeşitli aşamalarında, mühendislik, ekonomi, toplum ve yönetim bilimlerinden uzmanlarla birarada çalışabilmektedirler. Plancıların işlevi, çeşitli disiplinlerden aldıkları girdilerin/verilerin sentezini yaparak ve bunlar arasındaki ilişkileri bütüncül olarak kavrayarak sorunsalları tanımlamak ve olası çözümlere dair alternatif süreçleri tasarlamaktır.
Türkiye’de lisans düzeyinde eğitim veren ilk Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, 1961 yılında ODTÜ Mimarlık Fakültesi bünyesinde kurulmuştur. Son 41 yıl içerisinde Gazi Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü ve son olarak Erciyes Üniversitesi’nde şehir planlama bölümleri açılmıştır. Bu bölümlerden her yıl 300′ü aşkın şehir plancısı mezun olmaktadır. Ülkemizdeki şehir plancısı sayısı 5000′i aşmıştır. ŞPO’na kayıtlı üye sayısı Temmuz 2002 itibariyle 3000′e yaklaşmıştır.
Hava soğutmalı motor, motorun sıcak parçalarının soğutulması için direkt olarak hava sirkülasyonunu kullanır.
Çoğu modern içten yanmalı motor, kapalı devre sıvı soğutucuların motor bloğu içindeki kanallar boyunca dolaşması ile soğutulur. Soğutucu ısıyı absorbe eder, daha sonra bir ısı eşanjörü veya radyatör ile üzerindeki ısıyı havaya iletir ve döngü bu şekilde devam eder. Bu şekilde de , nihai soğutucu hava iken, sistemde dolaşan sıvı soğutucu dolayısı ile bu tipler su soğutmalı motor olarak bilinir. Buna göre, bir hava soğutmalı motorda ısı motordan direkt olarak havaya atılır, sıvı soğutucu kullanılmaz.
Havacılık endüstrisinde kullanılan pistonlu motorların bir çoğu da hava soğutmalıdır. Günümüzde de birçok firma hafif uçaklarda genelde bu tip motor kullanmaktadır.
Bir çok motorsikletde, ağırlıktan kazanmak ve motor yapısını basitleştirmek için hava soğutmalı motor kullanılır. Günümüzde imal edilen otomobillerde hava soğutmalı motorlar kullanılmamaktadır, fakat geçmişte üretilen birçok modelde hava soğutmalı motorlar kullanılmıştır.
Motorların Sınıflandırılması
Silindir Birleştirme Şekline Göre
Sıralı tip motor, V tipi motor, Boksör tipi motor, Yıldız tipi motor, W tipi motor, H tipi motor
Ateşleme tipine Göre
Buji ile ateşlemeli motorlar, Sıkıştırma ile ateşlemeli motorlar
Kullanılan yakıta göre
Benzinli motor, Dizel motor, LPG’li motor, Doğalgazlı motor
Zamanlama Sistemine Göre
2 Zamanlı motor, 4 Zamanlı motor
Çevrimlerine Göre
Sabit hacim çevrimli motor, Sabit basınç çevrimli motor, Karma çevrimli motor
Silindir Sayılarına Göre
Tek silindirli motorlar, Çok silindirli motorlar
Soğutma Sistemlerine Göre
Hava soğutmalı motor, Su soğutmalı motor
Diğer Tip Motorlar
Gaz türbini, Wankel motoru,Stirling motoru,Serbest pistonlu motorlar
Bilişim bilgi ve bilginin otomatik olarak işlenmesiyle ilgilenen bir yapısal bilim dalıdır.Bilişim biliminin bilgisayarla ilgisi, astronominin teleskopla ilgisi kadardır. Informatica gaat net zo min over computers, als astronomie over telescopen Edsger W. Dijkstra
Matematiğe benzer şekilde Bilişim Bilimi (Enformatik) bilginin, özellikle elektronik makineler aracılığıyla, düzenli ve ussal biçimde işlenmesi bilimidir. Bunun yanı sıra bilişim bilimi bilgi işlemlerinde uygulanabilen (soyut) matematiksel yapıları da inceler. Amacı ve görevi bir yandan (saf matematiğin alt dalı olarak) temel aksiyomatik matematiksel kuramlar üretmek (Kuramsal Bilişim Bilimi), ikinci olarak -yardımcı bilim şeklinde- tüm diğer uzmanlık dallarının nesnelerini ve süreçlerini çözümleyip soyut matematiksel yapılara ve Algoritmalara dönüştürmek (Bilgisayar Bilimi) ve üçüncü olarak soyut matematiksel yapıların aktarılabileceği, saklanabileceği ve algoritmalarla otomatik olarak işlenebileceği matematiksel makinaları tasarlamaktır (Teknik Bilişim ya da Bilgisayar Mühendisliği).
Bilişim kelimesi bilmek fiilinin bir türevi olan bilişmek fiilinden türetilmiş bir kelimedir ve ilk kez Aydın Köksal tarafından kullanılmıştır. Bilişim kelimesinin karşılığı olan Informatik (alm.), informatique (fr.) ve bunlardan türetilmiş olan Türkçe enformatik kelimeleri İngilizcedeki computer science ve information systems gibi alanları kapsar. İskandinav ülkelerinde bilişim biliminin karşılığı olarak datalogi terimi kullanılmaktadır.
Bilişim biliminin kökleri matematik, fizik ve elektrotekniktedir. Bir mühendislik alanı olarak bilişim, verileri aktarabilen, depolayabilen ve algoritmalar yardımıyla verileri işleyebilen matematiksel makineler tasarlar. Böylelikle bilişim özellikle gerçek süreçlerin simulasyonunu mümkün kılar. Bir “yardımcı bilim” olarak düşünüldüğünde bilişim diğer bilimlerdeki olguları soyutlaştırır ve algoritmalar yardımıyla işler.
Veri işleme ve bununla ilgili iş alanları için genel bir kavram olarak İngilizce “information technology” (IT) yerine Türkçede bilişim teknolojisi (BT) kavramı kullanılmaktadır
Bilişim çağdaş yaşamın her alanında kendine yer edinmiş durumdadır. İnternetin yoğun kullanımı bu gelişmeyi güçlendirmiştir. Bilgisayarların dünya çapında ağlaşması firmaların iletişiminde, lojistikte, medyada, ev yaşamında ve daha birçok başka alanda devrim niteliğinde değişimler yaratmıştır. Bilişim, farkedilmese de çamaşır makinesi, fotoğraf makinesi, müzik sistemleri gibi pek çok aygıttaki gömülü sistemler (ingilizce:: embedded systems) vasıtasıyla günlük yaşamın bir parçası haline gelmiştir.
Bilgisayarlar büyük veri yığınlarını kısa sürede yönetebilir, depolayabilir, paylaşabilir ya da işleyebilirler. Bunu sağlayabilmek için karmaşık donanım ve yazılım sistemleri gereklidir. Bu sistemlerin tasarimi ve geliştirilmesi de bilişim biliminin araştırma alanına girer. ‘nin kendisi bu tip karmaşık bir sisteme örnek verilebilir.
Bilgisayar sistemlerinin sağladığı fayda algoritmik işlemleri büyük veri yığınlarına yüksek bir hızda uygulayabilmeleridir. İnsan zekası buna karşılık bilişsel (ingilizce:: cognitive) algılama (örneğin eksik bilgi ile karar alabilme, şekil, yüz vb. tanıma) bakımından bilgisayarlara göre çok daha üstündür. Buna benzer konular yapay zeka alanında araştırılmaktadır. Bu araştırma alanlarının bazılarında önemli sonuçlar elde edilmiş olsa da henüz insan zekasının tam bir simulasyonundan söz etmeye imkan yoktur.
Bilişim bilimi genel olarak her tür mekanik hesap ve bilgi işlevleri inceleyen bir bilimdir. Önemli olan kuramsal bolümlerinden bazıları bunlardır:
Bilgisayar programcılığı
Hesap kuramı
Biçimsel dil kuramı ve Otomat kuramı
Bilgisayar bilimine bazen bilgisayar mühendisliği denilir ki, bunlar aynı değildir. Bilgisayar bilimi, diğer dillerde kullanılan “computer science” ya da “Informatik” (Bilişim) sözcüklerin manasına daha yakındır ve bilim olarak, mühendislikten genelde daha soyut konuları inceler.
Bilişim bilimi hesaplama, bilgi verme ve yazılım ve donanım üzerindeki işlemler üzerine çalışmaktadır. Pratikte bilgisayarlarla ilgili konuları kapsar. Algoritmalar, formül yapıları, bilgisayar dilleri, yazılım ve bilgisayar donanımları bu konulardan belli başlı olanlarıdır.
Yazılım Elemanları
Oyun YazılımlarıSistem YazılımlarıProgramlama DilleriOfis Uygulamalarıİş (Sektörel) UygulamalarCihaz Taklitçileri (Emulatörler)Ortam ilişkili YazılımlarCihaz ilişkili YazılımlarYardımcı Yazılımlarve birçok alanda geliştirilebilecek yazılımlar
Donanım Elemanları
BilgisayarAnakartSabit DiskKlavyeFareİşlemciÇıkarılabilir DisklerEkran KartıAğ KartıYazıcıTarayıcıSayısallaştırıcıAğ ElemanlarıYönlendiriciModemDial-Up ModemADSL ModemKablo Modem
Ve belirtilenlerin dışında birçok bileşen ile doğrudan veya dolaylı olarak ilişkili olan bilimdir.
Bilişim sözcüğü, Aydın Köksal tarafından önerilmiştir.
Boole cebiri
Çizge kuramı
Bilgi kuramı
Mantık
Kümeler Kuramı
Olasılık ve İstatistik
Ayrık Matematik
Algoritmik bilgi kuramı
Hesaplanabilme kuramı
Kriptografi
Biçimsel anlambilim
Bilgisayar kuramı
Algoritma analizi Karmaşıklık kuramı
Mantık ve programların anlamları
(Ayrıca bkz: elektronik mühendisliği ve bilgisayar mühendisliği)
Denetim yapıları ve Mikroprogramlama
Cebir ve mantik yapıları
Bilgisayar hafıza yapıları
Girdi/Çıktı ve Veri iletişimi
Mantık Tasarımı
Entegre devreler
Geniş boyutlu entegrasyon
Performans ayarlama ve güvenilirlik
Bilgisayar Mimarisi
Bilgisayar Ağları
Dağıtımlı Bilgisayar Ağları
Bilgisayar Programlama
Paralel Programlama
Program tanımlama
Program doğrulama
Programlama teknikleri
Yazılım Mühendisliği
Yazılım optimizationu
Yazılım ölçümleri
Konfigürasyon yönetimi
Yapısal programlama
Nesne tabanlı Programlama
Tasarım örüntüleri
Yazılım Belgeleme
Programlama Dilleri
İşletim Sistemleri
Derleyiciler
Şözdizimsel analiz
Öğelere ayırmak
Veri yapıları
Veri deposu temsili
Veri şifreleme
Veri sıkıştırma
Veri kurtarma
Bilgisayar Programlama ve Bilgi kuramı
Bilgisayar dosyaları
Dosya biçimleri
Bilgi Sistemleri
Veri tabanları
Bilgi alma yöntemleri
Bilgi arayüzler ve temsilleri
Bilgi sistemleri ve geliştirme
Bilgi sistemleri ve geliştirme yöntemleri
Sistem Analizi
Bilgi sistemleri ve geliştirme araçları
Bilgi sistemleri proje yonetimi
Sembolik ve Cebirsel işleme
Yapay zeka
Bilgisayar grafikleri
Resim işleme ve Bilgisayar görüşü
Örüntü tanıma
Konuşma tanıma
Simulasyon ve Modelleme
Belge ve Metin işleme
Dijital sinyal işleme
Yönetimsel veri işleme
İşletme kaynak planlaması
Müşteri hizmetleri yönetim sistemleri
İnsan kaynakları yönetim sistemleri
Matematiksel yazılım
Sayısal analiz
Otmatik kuram ispatlama
Bilgisayar cebir sistemleri
Fiziksel Bilim ve Mühendislik
Bilişel kimya
Bilişel fizik
Bilişel biyoloji
Bilişel tıp
Sosyal bilimler ve Davranışsal bilimler
Robotlar
Bilgisayar insan etkileşimi
Konuşma analizi
Kullanılabilirlik Mühendisliği
Telekomunikasyon
Türk mimarisinin en çok ürettiği yapı camidir. Türkiye’de resmi olarak 78 bin cami bulunmaktadır. Cami, toplamaktan toplayıcı anlamında, Müslümanların ibadet yeri, İslam mabedi demektir. Mescit Türkçede küçük mabetler için kullanılır ancak Arapça’da geniş manada ibadet yerlerine mescit denir. Peygamber Aleyhisselam’ın ilk mescidi Kuba Mescidi’dir. Medine’de yapılan ilk mescit ise Mescid-i Nebevi’dir. Cami mimarisi ana şeklini Osmanlı’da kazandı. Mimarlar mimarı Koca Mimar Sinan elinde mükemmelliğe erişti. Külliye halinde medrese, türbe, hastane, aşhane, mektep, kütüphane, çarşı, hamam, çeşmesiyle büyük camiler yapıldı, ibadet temel alınarak sosyal, siyasi, iktisadi faaliyet merkezi oldu. Cumhuriyet döneminde yapılan camiler de Osmanlı mimarisini örnek almıştır.
Bir cami başlıca şu kısımlardan oluşmaktadır: -Subasman -Dış avlu -İç avlu -Kapılar -Şadırvan -Merdiven -Pencereler -Mahfel -Maksure -Mükbire -Son cemaat yeri -Revak -Minare -Kubbe -İstinare -Şerefe -Alem -Türbe -Döşeme -Ayakkabılık -Minber -Mihrap -Vaaz kürsüsü -Sütunlar -Ağaçlar -Parmaklıklar -Mermerler -Çiniler -Ahşap -Kesme taşlar.
Camiler çeşitli tipte olabilir. Ulucami, tekkubbeliler, monumental, çift fonksiyonlu, tek veya çok minareli, selatin, barok.
Agnostisizm, bilinmezcilik olarak tanımlanan Tanrı’nın varlığının ya da yokluğunun şu an için bilinemeyeceğini öngören felsefe akımı.
Kökeni eski Yunan’daki Sofistlere kadar uzanan Agnostisizm kelime olarak eski Yunanca’daki agnostos, yani “bilinemez olan” kelimesinden gelir. Gerçekte, bir dinden ya da öğretiler bütününden ziyade bir konsepttir. “Bilinmezcilik” olarak tanımlanması, aslında dinlerin öne sürdüğü Tanrı anlayışının gerçekliğinin bilinemezliği değildir. Bu akım, insanın bilme yetisinin sınırlı olduğunu ve bu nedenle, görülebilenin ardındaki hakikati yakalayamayacağını savunur. Thomas Henry Huxley, agnostisizm’i tanımlarken insanların ölüm sonrası ve tanrının varlığı konularında akıl yürütmekten kaçınmaları gerektiğini söylemekle kalmamış, bu bakış açısından değerlendirildiğinde değillenemeyecek hiçbir önerme ya da yanlışlanamayacak hiçbir bilgi olmadığını da eklemiştir.
Agnostisizm, tüm dinleri ve dolayısıyla onların tanrılarını kesin olarak reddeder. Fakat, Teizmin sundukları dışında; doğaya müdahale etmeyen, belki bilinci dahi olmayan bir Tanrı’nın olup olamayacağını bilemeyeceğimizi öngörür. Bu anlamda Deizmin ve Ateizmin dogmatik tutumundan uzak olduğu vurgulanabilir.
Felsefi bir ekol olarak kayıtlara geçmesi 19. yüzyılın ikinci yarısına denk gelir, Batı felsefesindeki başlıca temsilcileri Herbert Spencer, William Hamilton ve Leslie Stephen’dir. Agnostisizm‘in Doğu’daki karşılığını ise tasavvufun hemen her kolunda bir miktar bulmak mümkündür. Araştırma için Türkçe kaynak olarak 1997 yılında Vadi Yayınları’ndan çıkan Şinasi Gündüz’ün Son Gnostikler: Sabiiler, İnanç Esasları ve İbaretleri adlı kitaba bakılabilir.
Son Akşam Yemeği, Leonardo da Vinci
Son Akşams Yemeği ya da Son Yemek (İngilizce: The Last Supper, İtalyanca: Il Cenacolo or L’Ultima Cena), 15. yüzyılda Milano’da Leonardo da Vinci tarafından, Duke Lodovico Sforza’nın isteği üzerine yapılmış fresktir.
Hristiyan inanışına göre, İsa Mesih’in Romalı askerlerce tutuklanmasından bir gün önce (Passah Günü öncesi) Havarileriyle yediği son akşam yemeğini ifade eder.
Bu yemek sırasında yaptığı konuşmanın uzunca anlatıldığı Yuhanna Kitabı’nda İsa Mesih onlara, kendisi aralarından ayrıldıktan sonra gelecek olan Paraklit’le teselli bulmalarını söyler. Son Akşam Yemeği, Rönesans ressamlarınca çokca işlenen bir konu olmuştur. Bu eserlerin içinde en bilineni Leonardo da Vinci’nin yaptığı resimdir. Resim, Milano yakınlarındaki Santa Maria Dele Grazie’nin duvarına yapılmış ve bu gün oldukça yıpranmıştır.Leonardo’nun Mona Lisa’dan sonra en ünlü eseridir.
Son Akşam Yemeği‘te İsa ve Havarileri Kutsal Kase’den şarap içiyorlar ve ekmek yiyorlardı. Ancak resimde kase ve şaraplı ekmek görülmemesi Hıristiyan dünyasında yıllardır tartışma konusu olmuştur.
Resmin kurgusu büyük bir anakronizm sorununu içinde barındırır. Yaşadığı tarih itibarı ile İsa Paygamber ve havarilerinin, masada oturarak yemek yemeleri mümkün değildir. Masa etrafına konulan sandalyeler ve bu düzenekte yemek yeme çok sonraki zamanlarda yerleşmiş bir gelenektir.
Rus Çariçesi I. Katerina
Çariçe I. Katerina Rusça: Екатерина I Алексеевна Ekaterina Alekseevne ) (15 Nisan 1684 – 17 Mayıs 1727) Rus Çariçesidir.
(15 Nisan 1684 tarihinde Litvanyalı bir köylü ailesinin kızı olarak Kurşas’ta dünyaya geldi. Doğduğu zamanki ismi Marta Skavronska idi. 1703 yılında Rus Çarı I. Petro’nun sevgilisi oldu. 1705′de Ortodoks dinine geçti. 1712 yılı Şubatında Büyük Petro’yla evlendi. 11 çocukları oldu. Bunlardan sadece Anna ve Yelizateva yaşadılar. Yelizateva daha sonra Rusya’nın çariçesi oldu.
Katerina Prut Savaşı sırasında barışı sağlamak bizzat Osmanlı sadrazamı Baltacı Mehmet Paşa’yla müzakerelere katılmıştır. Savaşın bitmesinden sonra 1712 yılında I. Petro’yla evlendi. 1724 yılında da Çariçe ünvanını aldı. Büyük Petro 1725 yılında veliaht bırakmadan ölünce Rusya’nın tek hakimi oldu. 2 yıl hüküm sürdükten sonra 17 Mayıs 1727 tarihinde St. Petersburg’da öldü.
Önce gelen:
– Rusya İmparator Eşi
1721 – 1725 Sonra gelen:
Sophie (Anhalt-Zerbst) Önce gelen:
I. Petro Rusya İmparatoriçesi
1725 – 1727 Sonra gelen:
II. Petro
Seyit Bey T.B.M.M. 2. Dönem’e İzmir milletvekili olarak girmiş, V. İcra Vekilleri Heyeti ve 1. İnönü Hükümeti’nde Adalet Bakanlığı yapmış, Hilafet’in kaldırılmasında kilit bir rol oynamış din ve siyaset adamı ve yazardır.
1873′de İzmir’de doğmuştur. Medrese eğitimini takiben, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuş, aynı üniversitede fıkıh dersleri vermeye başlamıştır. Osmanlı Meclisi Mebusan’ına iki dönem İzmir mebusu seçilmiştir. Cumhuriyet’in ilanıyla eşzamanlı T.B.M.M. 2. Dönem’de de İzmir milletvekili olmuş, kurulan kabinede Adliye Vekili olarak yer almıştır.
3 Mart 1924′de, 1. İnönü Hükümeti’nin son günlerinde Meclis’te Hilafet’in kaldırılmasına dönük, “Hilafetin Mahiyet-i Şeriyyesi” konulu, günümüzde de tarihi addedilen bir uzunca konuşma yapmış ve karar alınmıştır. Milletvekili Kamil Miras’ın daha sonra İstiklal Mahkemesi’nde metnin hazırlanmasında payı bulunduğu ifadesi, konuşmasının muhtemelen bir ekip çalışmasının ürünü olduğuna işaret etmektedir. Meclis oturumunda İsmet İnönü’nün “Halife Türkiye’nin itibarıdır” yaklaşımıyla hilafetin kaldırılmasına karşı çıkmış olması da, günümüzden geriye bakıldığında, bir taktik hamlesi olabilir. Seyit Bey, bu konuşmada milli hakimiyet ilkesinden hareketle, hilafetin kaldırılmasının İslam dini açısından bir mahsur taşımayacağını savunmuş ve meclisteki muhalefeti de büyük ölçüde ikna etmiştir. Bu belirleyici konuşmanın neticesinde Meclis hilafeti ilga etmiştir.
1924 Anayasası’nın hazırlanmasında da önemli rol oynayan Seyit Bey, daha sonra dile getirdiği bazı teklifler nedeniyle gözden düşmüş, ve baskı altında bakanlık makamından ayrılmak zorunda kalmıştır. Bunun üzerine akademisyenliğe geri dönmüştür[1].
Ertesi yıl, 8 Mart 1925′de İstanbul’da ölmüştür. Sultan Mahmut Türbesi’nde gömülüdür.
Usul-i Fıkıh Dersleri (1912)
Usul-i Fıkıh Dersleri - Mebahis-i Hüsün ve Kubuh (1914)
Usul-i Fıkıh - Medhal (1917)
Hak Mefhumu ve Kuvvei Müeyyidesinin Suret-i Telakkisi Hakkında İslâm Felsefe-i Hukuku ve Avrupa Felsefe-i Hukuku Arasında Bir Mukayese (1922)
Usul-i Fıkıh Mebahisinden İrade, Kaza ve Kader (1922)
Hilafet ve Hakimiyet-i Milliye (1924, anonim yayınlanmıştır)
Hilafetin Mahiyet-i Şer’iyyesi (1924, konuşma metni)
^ Kültür Bakanlığı Sitesi Biyografisi
V. İcra Vekilleri Heyeti (14 Ağustos 1923 - 27 Ekim 1923)
İcra Vekillleri Heyeti Reisi: Ali Fethi Okyar
Umuru Şeriye (Diyanet) Vekili: Musa Kazım Göksu » Mustafa Fevzi Sarhan - Adliye Vekili: Seyit Bey - Müdafa-i Milliye Vekili: Kazım Özalp - Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi (Genelkurmay Başkanı): Fevzi
Çakmak - Dahiliye (İçişleri) Vekili: Ali Fethi Okyar - Hariciye Vekili: İsmet İnönü - İktisat Vekili: Mahmut Esat Bozkurt » Hasan Saka - Maliye Vekili: Hasan Fehmi Ataç - Maarif Vekili: İsmail Safa
Özler - Mübadele, İmar ve İskan Vekili: Mustafa Necati Uğural - Nafia (Bayındırlık) Vekili: Feyzi Pirinççioğlu - Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye (Sosyal Yardım) Vekili: Rıza Nur
1. Hükümet - 1. İnönü Hükümeti (1 Kasım 1923 - 6 Mart 1924)
Beşvekil ve Hariciye Vekili: İsmet İnönü
Şeriye (Diyanet) Vekili: Mustafa Fevzi Sarhan · Adliye Vekili: Seyit Bey · Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi (Genelkurmay Başkanı): Fevzi Çakmak · Müdafaa-i Milliye (Milli Savunma) Vekili: Kazım Özalp
· Dahiliye (İçişleri) Vekili: Ahmet Ferit Tek · Maliye Vekili: Hasan Fehmi Ataç (»2.1.1924) » Mustafa Abdülhalik Renda · İktisat Vekili: Hasan Saka · Maarif Vekili: İsmail Safa Özler · Mübadele, İmar
ve İskân Vekili: Mustafa Necati Uğural · Nafia (Bayındırlık) Vekili: Ahmet Muhtar Cilli (»19.1.1924) » Süleyman Sırrı Bey · Sıhhiye Vekili: Refik Saydam
Van ilinin bir ilçesidir. Van il merkezine 112 km uzaklıkta olup Hakkari ile Başkale arasi mesafe 90 km’dir.Yüzölçümü 2599 Km²’dir. İlçede tarım ve hayvancılık yapılamamaktadır. Çok sayıda köy ve mezrası bulunan ilçe teknolojik ve kültürel açıdan fazla gelişememiştir. Kaçakçılık olaylarının çok görülmesi ilçedeki emniyet ve asayiş birimlerinin sayısının artmasına neden olmuştur. İlçenin 138 km boyunca İran’la ortak sınırı vardır ve Piyade Hudut Tabur Komutanlığı tarafından 3 hudut bölüğü ve 16 karakol ile korunmaktadır. İlçe tarihinde Urartular, Hititler, Osmanlılar gibi çok gelişmiş ve bilinmiş medeniyetler yaşamıştır. 1905 yılında Rusların desteklemesiyle Ermeniler’in yönetimine geçen ilçe 1918 yılında ordu ve mahalli (milis) kuvvetlerin gayretleri ile kurtarılmıştır. 14500 kişilik nüfusu ile tenha bir yerleşim birimidir. Turizm açısından çok zayıf olup ilçede sadece 2 otel bulunmaktadır. Bu otellerin bir tanesi Hakkari yolu uzerinde ve 36 yataklıdır. Diğeri ise ilçe merkezindedir ve belediye yönetiminde bulunan otelde 30 yatak kapasitesi vardır.
Van | Bahçesaray | Başkale | Çaldıran | Çatak | Edremit | Erciş | Gevaş | Gürpınar | Muradiye | Özalp | Saray
Nedensellik, genel olarak nedensellik ilkesi olarak bilinen ve olay ve olguların birbirine belirli bir şekilde bağlı olması, her şeyin bir nedeni olması ya da her şeyin bir nedene bağlanarak açıklanabilir olması ya da belli nedenlerin belirli sonuçları yaratacağı, aynı nedenlerin aynı koşullarda aynı sonuçları vereceği iddiasını içeren felsefe terimi.
Aynı neden aynı sonuca yol açtığına göre neden–sonuç bağlantısı kesin ve değişmezdir. Bu anlamda evrendeki tüm olay ve oluşlar, kesin, değişmez ve öngörülebilirdir. Diğer bir anlatımla evren, gözlemcinin ya da deney yapanın iradesinden bağımsızdır.
Aynı genellik içinde, belli bir olguyu bilmek onun nedenini bilmek olarak anlaşılır ve bu bakımdan “Neden? sorusu” bilimin temel sorusu olarak görülür. 20. yüzyılın başlarına kadar bilimin temel yasası olarak Nedensellik ilkesi öne sürülmüştür. Kuantum fiziğiyle birlikte bilimin ilkesi olarak nedensellik tartışmalı bir konuma gelmiştir ve bu tartışma hem bilim kuramcıları hem de felsefeciler tarafından değerlendirilmeye devam edilmektedir.
Felsefe tarihi boyunca nedensellik tartışılagelen bir konu olmuştur. Epistemoloji, ontoloji, metafizik alanlarında nedensellik ilkesi üzerine çok geniş bir tartışma tarihi bulunmaktadır. Nedensellik-belirsizlik, nedensellik-özgür irade, nedensellik-olumsallık, nedensellik-belirlenimsizlik, nedensellik- raslantısallık vb. konu başlıkları felsefe tarihi içindeki bazı tartışılagelen konu başlıklarını göstermektedir. Felsefi bir kavram ve eğilim olarak determinizm nedensellik ilkesi üzerinde temellenir.
Gerekircilik, evrendeki tüm olay ve süreçlerin nesnel gerçeklik olduğunu kabul eden bir yaklaşım olarak, nedensellik ilkesi üzerine kurulu bir felsefi yaklaşım biçimidir. Buradaki nesnel gerçeklik, tüm olay ve süreçlerin nesnel yasalarca belirlendiği anlamındadır. Son tahlilde nesnel gerçeklik, neden – sonuç ilişkisine dayanır, her sonuç bir nedene dayanır ve her sonuç başka bir sonucun nedenidir.
Dünyaya gerekirciliğin bakış açısıyla bakmak, farklı yorumlarla ortaya çıkmıştır.Bu görüş temelinde insan iradesi ve özgürlüğünün yok sayılması da, insan iradesine çok geniş bir özgürlük alanı açmılması da sözkonusu olabilmektedir.
nedenselik ilkesi ve gerekircilik hem metafiziğin hem de bilimsel düşüncenin içinde temel rol oyanayan kavramlardan başlıcalarıdır. Bilimsel düşünce açısından nedensellik insana, nesnel dünyanın bilinebilir ve olanaklar çerçevesinde değiştirilebilir olduğunu göstermiştir. Herhangi bir olayda neden – sonuç ilişkisi biliniyorsa, nedenin değiştirilmesiyle sonuç da değişecektir. Bilimsel gelişmenin temelinde yatan en önemli öncüllerden biridir bu bakış açısı.
İnanç gerekirciliğinde (ilkel şekli ihmal edilirse) dünyadaki her şeyin bir gayesi olduğuna ve ilahi bir kudret dahilinde belirlenen bir sonun mevcut olduğuna inanılır. Bu nedenselliğin ve gerekirciliğin ilkel şeklini Saint-Augustin ile Dante, çağdaş biçimini ise Hegel savunmuştur. Bu çeşit düşüncelerle determinizm temellendirilmiştir bir anlamda.
“Neden?” sorusu bilimsel düşünmenin gelişiminde etkili olmuş ve tarih boyunca ele alınışı değişimlere uğramıştır.Belirli gelişmelerin sonrasında ise neden sorusundan nedensellik kavramına geçildiği görülür.Özellikle Newton’un bulguladığı bilimsel gelişmeler ve doğabilimlerinin o dönemdeki ilerlemesi sonucunda nedensellik kavramının öne çıktığı söylenebilir.Nedensellik bir şeyin nedenini bilmek, ve bu da, bir şey meydana gelmişse ondan önce başka bir şey meydana gelmiştir düşüncesine sahip olmak anlamına geliyordu ve böylece, buradan da gelecegin kestirilebilir/bilinebilir bir şey olduğu fikrine varılıyordu.Eğer bir olayın geçmişteki nedeni biliniyorsa gelecekteki sonucuda bilinebilir olarak ele alınıyordu.newton fiziğinde, blirli bir anda eğer bir sistemin durumu biliniyorsa gelecekteki durumunun da ne olacağı tespit edilebilir olarak alınır.Nedensellik bu anlamda bir neden-sonuç ilişkisi olarak anlaşılmaktadır.Werner Heisenberg ve benzer kuantum fizikcilerinin itirazı tam da bu noktaya ilişkindir;çünkü belirli durumlarda (atom altı dünyada) bir şeyin konumunu ve hızını aynı anda bilmenin olanaklı olmadığı, bunun çeşitli olasılıksal hesaplara bağlı olduğu sonucu ortaya çıkmıştır.Böylece nedensellik ilkesinden giderek belirsizlik, olasılıksallık, rastlantısallık gibi kavramlara yönelim sozkonusu olmuştur.
İlk Çağlardan 20. yüzyıl başlarına kadar gelişerek ve derinleşerek gelmiş olan bilin düşüncesinde ve bilim teorisinde geçerli olan nedensellik anlayışı ya da nedensellik kavramının kavranılışı, ünlü bilim insanı Albert Einstein’ın popüler sözü “Tanrı zar atmaz” değişinde ifadesini bulur.Herşeyin birbirine bağıntılılığı, her gelişmenin ya da sonucun bir önceki olayın ya da etkinin ürünü olduğu düşüncesi, geriye doğru gidildikçce sonsuz bir neden-sonuç ilişkisinin varolduğu düşüncesi bu bağlamda değerlendirilir.Bu düşünceye göre bilimin temel sorusu, Neden? sorusudur.
Ayrıca, benzer nedenlerin benzer koşullarda aynı sonucu vereceği önermesi de nedensellik ilkesinin temel önermelerinden biridir.Francis Bacon, doğa bilimlerindeki gelişmelerle nedensellik ilkesinin açık bir şekilde bilimin temeli olarak kanıtlandığını öne sürmüştür.Özellikle fizik bilimi uzun yıllar nedensellik ilkesi altında tanımlanmış ve değerlendirilmiştir.Kuantum fiziginin gelişiminden itibaren ise, bilimin bütün ilkelerinin yanı sıra en çok tartışılan ilkesi nedensellik ilkesi olmuştur.
Bilim felsefesi 20. yüzyılda bilimin niteliği üzerine önemli tartışmalar kaydetmiştir ve bilinen anlamda nedensellik ilkesinin eleştirisi yaygın bir eğilim olarak şekillenmiştir.Bilim kuramcıları ve bilim felsefecileri kaos, olumsallık, belirsizlik, belirlenimsizlik, olasılık, raslantı gibi kavram ve kategoriler aracılığıyla bilimsel nedensellik fikrini karşılaştırmakta, farklı yollar aramaktadırlar.Belirsizlik ilkesi, nedensellik ilkesi karşısında giderek öne çıkmış ve güçlenmiştir..Özellikle pozitivizmde nedensellik kavramına belirleyici bir önem ve yer verildiği görülür.Bu anlayışta nedensellik ilkesiyle, geçmiş olayları bilerek bugünü görecegimiz ve hatta geleceği bilecegimiz ileri sürülür.
Bu yaklaşım günümüzde çok az destek görmektedir.Einstein’in Kuantum fizikcilerine itiraz etmek için öne sürdüğü “tanrı zar atmaz” sözüne rağmen olasılık ve raslantı kavramlarının bilimsel düşüncede giderek güçlendiği söylenebilir.Eistein’ın bu görüşüne karşı “tanrı’nın ne yapacağını bilemeyiz” cevabı verilmiştir.
Her olayın maddi veya manevi birtakım nedenlerin zorunlu sonucu olduğunu kabul eden felsefi görüş determinizm olarak adlandırılır. Determinizm bütün olayların, hiç kimsenin değiştiremeyeceği bir şekilde, doğaüstü bir güç tarafından saptanmış olduğunu kabul eden fatalizme (sabit kadercilik) karşı çıkar. Determinizme göre insan kaderini kendisi yaratır, fakat evrensel yasalar çerçevesinde. Her olayın maddi ve manevi bazı nedenlerin sonucu olması kuralı ise nedensellik kuralı olarak adlandırılır. Nedensellik kuralı rastlantı diye bir şeyin olmadığını ortaya koyar.
Remzi Oğuz Arık (1899 - 1954), Türk yazar ve politikacı.
İstanbul Mercan İdadisi, İzmit Sultanisi, İstanbul Muallim Mektebi, Edebiyat Fakültesi’nde okudu. Öğretmenlik yaptı. Sorbon Üniversitesi’nde sanat tarihi okudu, Arkeoloji Enstitüsü’nde öğrenim gördükten sonra Maarif Vekaleti Arkeoloji Müdürü oldu.
1950′de DP Seyhan milletvekili seçildi. 1952′de Türkiye Köylü Partisi’ni kurdu. Milliyetçilik, köylülük yazılarını Oluş, Çığır, Millet, Hareket dergilerinde yayınladı.
Köy kadını, 1944.
İdeal ve İdeoloji, 1947.
Coğrafyadan Vatana, 1956.
Türk İnkılabı ve Milliyetçiliğimiz, 1958.
Türk Gençliğine, 1968.
Türk Sanatı, 1976.
Koordinatlar: 40°45′N 41°04.8′E
Çayeli, Türkiye
Çayeli’den bir görünüm
Bilgiler
İl
Rize
Toplam nüfus
26900 [1] (2004)
Yüzölçümü
473 km²
Rakım
0 metre
Koordinatlar
40°45′N 41°04.8′E
Posta kodu
53200
Alan kodu
0464
İl plaka kodu
53
Belediye başkanı
Rıza Çakır
Web sitesi
http://www.cayeli.bel.tr
Kaymakam
Mehmet AKTAŞ
İlçe resmi sitesi
http://www.cayeli.gov.tr
Çayeli, Karadeniz Bölgesinde yer alan Rize’nin bir ilçesi.
Eski Mapavri, resmi adı Çayeli olan ilçe, Rize’nin 18 km doğusunda yer alır. Yüzölçümü 473 km2’dir. Doğudan Pazar, güneyinden Çamlıhemşin ve İkizdere, batıdan Rize merkez ilçeleri, kuzeyden Karadeniz ile çevrilidir.
Dar kıyı şeridi ve hemen arkasında yükselen, denize paralel sıradağlarıyla tipik bir Doğu Karadeniz kıyı ilçesidir. Büyük bir bölümü, Doğu Karadeniz Dağları’nın en yüksek kesimini oluşturan Rize Dağları’yla kaplıdır. Güney ucunda yükselti 2,000 m’yi aşar.
Çayeli’nde gün batımı
İlçe ekonomisinin temeli çay üretimine dayanır. Yörede çay üretimi başlamadan önce ana ürün mısırdı.
Çayeli’nde hem yerleşime, hem de bitkisel üretime elverişli tek alan dar kıyı şerididir. Nüfusun büyük bir bölümü burada toplandığı gibi, çay ekimi de bu kesimde yoğunlaşmıştır. Türkiye’deki çay ekim alanlarının üçte ikisi Rize ilinde, bunun da %18’lik kısmı Çayeli ilçesinin sınırları içindedir. Kivi meyvesinin yetişmesi bu bölgeye uygun olmasından dolayı zamanla kivi ekimi artmaya başlamıştır.
Eski çağlarda Kolha kültür alanında ve eski Lazlar’ın yerleşim bölgesinde bulunan Mapavri, antik dönemleri takiben sırasıyla Roma İmparatorluğu ve Trabzon Krallığı egemenliklerine girdi. 1461’de II. Mehmet (Fatih) tarafından Osmanlı topraklarına katıldı. 1622’de Abaza korsanlarının saldırısına uğrayarak yağmalandı. Şemsettin Sami, Kamasü’l-Alam’da, Mapavri’den “Trabzon vilayetinin Lazistan sancağının Rize kazasına bağlı bir nahiye” olarak söz eder. I. Dünya Savaşı sırasında Rus işgali altında kalan yöre 9 Mart 1918’de işgalden kurtuldu. Mapavri 1878’de nahiye 1944’de Çaybaşı adıyla ilçe oldu. Sonradan adı Çayeli olarak değiştirildi.
Otomatik vites kutusu aracın yük ve yol durumuna uygun olarak kendiliğinden vites değişimi yapan vites kutusudur. Üç kısımdan meydana gelir:
1. tork konvertörü
2. vites dişlileri
3. hidrolik kumanda
Planet dişli sistemi: Planet dişli sistemi yörünge dişli,güneş dişli ve her iki dişli üzerine kavraşmışaynı zamanda planet taşıyıcısı üzerine yataklanmışplanet dişli sistemninden oluşur
İsa, Yunanca ismiyle Ιησούς (Iēsoũs), Süryanice Eashoa’, Esa, Issa. (d. M.Ö. 8-2 - M.S. 29-36). Doğum ve ölüm tarihleri ile ilgili olarak kimi tarihçiler ve araştırmacılar farklı görüşler belirtirler. “Nasıra’lı İsa” olarak da bilinir. Hristiyanlık’taki temel figürdür. Türkçe’de kullanılan adı Arapça kökenlidir (عيسي). Anadolu’da sözcüğün “Ese” ve “Esi” biçiminde kullanıldığı da görülür. Batı medeniyetlerinde kullanılan Christ, Christus, Cristo vb isimleri, İbranice ‘kutsal yağ ile ovulmuş, kutsanmış’ anlamına gelen Mesih kelimesinin Yunanca karşılığı olan Khristos kelimesinden türemiştir [1].
Teolojide kullanılan, İsa’nın yaşamına dair ana kaynaklar Yeni Ahit’teki dört kanonik İncil’dir (Matta, Markos, Luka ve Yuhanna). Genel kabule göre bunlar I. yüzyılda yazılmışlardır. Yakın zamanda Havari Yehuda İskariyot tarafından yazıldığı kabul edilen Yehuda’nın Müjdesi belgelerine ulaşılmıştır.
Tarihçilerin ve Kitab-ı Mukaddes konusunda araştırma yapan din alimlerinin bir çoğu, İsa’nın Celile’li bir öğretmen ve marangoz olduğu, şifa dağıttığı, Vaftizci Yahya (Yahya Peygamber) tarafından vaftiz edildiği, “halkı isyana teşvik etmek” suçuyla, Yahudi din adamlarının teşviki ve Roma İmparatorluğu’nun Yahudiye eyaletinin valisi Romalı Pontius Pilate’nin emri ile Kudüs’te çarmıha gerildiği konusunda hemfikirdir. Buna rağmen az sayıda tarihçi ve araştırmacı, İsa’nın gerçek bir şahsiyet olduğu konusunda şüphecidirler. Dini metinlerde, İncil’de ve Kur’an’da sıkça bahsinin geçmesini, tarihi belgelerde ismine rastlanmayışını, mitolojik bir karakter olabileceğine yorarlar.
Hristiyanlık dışında İsa’nın önemli bir figür olarak kabul edildiği bir diğer din de İslam’dır. İslam dinine göre İsa peygamberdir. Kur’an’da ismi “İsa Mesih” olarak geçer [2]. Ancak Mesih kavramının Kur’an’da Tanrı tarafından ne anlamda kullanıldığına dair açıklayıcı bilgi yoktur. İsa İslam’da peygamberlere gösterilen saygı ifadesi ile Hz. İsa olarak anılır. İslam’a göre Allah tarafından bildirilmiştir. Fakat, Müslümanlar İsa’nın çarmıha gerilmesini ve İsa’nın tanrılığını benimsemez, kabul etmezler (Maide Suresi, 17. ayet, Nisa Suresi, 157-158. ayetler).
Museviliğe göre ise İsa, “sahte peygamber”dir. Bununla beraber modern Yahudilerin bir kısmı İsa’nın aziz veya peygamber olabileceğini ancak kesinlikle bekledikleri kurtarıcı olmadığını düşünürler.
Her üç İbrani dinde de önemli bir konuma sahip olan İsa’nın tartışılan bir diğer özelliği ise Mesih’liktir.
İbrahim’in oğlu İshak’ın soyundan geldiğine inanılır.
Annesi Meryem, Levioğulları soyundan geliyordu. Yeni Ahit, Meryem’in kocası ve İsa’nın kanuni babası olarak andığı marangoz Yusuf’un Davud’a kadar çıkan soyağacını verir. Eski Ahit’te Meryem’den ya
da İsa’dan o dönemde henüz dünyaya gelmedikleri için sözedilmez.
Kuran’da ise Meryem’den, Meryem’in annesinden, babası İmran’dan ve İsa’dan bahsedilir, Meryem’in annesinin Meryem’i doğurması anlatılır. İsa’nın daha beşikte iken konuştuğu ve babasının olmadığı, İsa’nın yaratılmasının Âdem’in yaratılması gibi yoktan olduğu, İsa’nın öldürülmediği ve hala bir biçimde yaşıyor olduğu yazılıdır (Nisa süresi, 156-157. ayetler).
Bazı araştırmacılara göre İsa, Roma İmparatoru Augustus zamanında Bethlehem’de (Beytüllahim) (M.Ö. 4) dünyaya gelmiştir. Bazı kaynaklara göre Bethlehem yer adı değil, İsa’nın doğumu sırasında gökyüzünde görülen çok parlak yıldız gibi bir nesnedir. Bu iddiaya göre Bethlehem tabiri İsa’nın nerede değil, ne zaman doğduğunu göstermektedir.
Hristiyanlar için İsa Tanrı’nın Oğlu ve Bizzat Tanrı’nın kendisidir. Baba (Tanrı) ile insanlar arasında aracı, Beklenen Mesih, Kurtarıcı, Rab, Tanrı ile aynı “öz” den olan, Güçlü Tanrı, tek insan, Dünya’nın tek Kralı, Kutsal Üçlü Birlikteki kişilerden “Oğul”dur. Hristiyan kaynakları onu “İsa Mesih” olarak anarlar.
İsa’nın Tanrısal ve İnsani özellikleri farklı mezheplerce farklı yorumlanır. Hristiyanlığın Monofizit görüşüne göre (Süryaniler, Ermeniler, Kıptiler ve Habeşistan Kilisesi) İnsani tabiatı ile Tanrısal tabiatı Tanrısal özü altında erimiş ve ayrılmaz bölünmez tek bir tabiat meydana gelmiştir. Çarmıhta, İsa’nın insani tabiatı gibi ilahi tabiatı da acı çekmiştir. Meryem Theotokosdur, yani Tanrı anasıdır.
Diofizit görüşe göre ise (Nasturiler, Keldaniler) İnsani ve Tanrısal olmak üzere birbirinden bağımsız iki tabiatı vardır. Çarmıha gerildiğinde ilahi tabiatı bedeninden ayrılmış, sadece insani tabiat acı çekmiştir. Meryem, insan olan İsa’nın annesidir dolayısıyla da ona Theotokos yani Tanrı anası denemez.
Ortodoks, Katolik ve Protestanlar’a göre İnsani ve Tanrısal iki tabiatı olup bunlar asla birleşmezler, karışmazlar ve ayrılmazlar.
İslam’daki “İsa” inanışın ayrıntılı bir anlatımı için lütfen İslam’da İsa maddesine bakınız.
İslam dininde İsa, Allah’ın önemli peygamberlerinden biri olarak inanılır ve sevilir. Hristiyan metinleri gibi Kur’an’da İsa’nın biyolojik bir babası olmadan, Tanrı’nın isteği ile doğduğunu belirtir [3]:
“Allah nezdinde İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona “Ol!” dedi ve oluverdi.” (Al-i İmran Suresi, 59)
İsa Kur’an’da mütemadiyen “İsa bin Meryem” (yani Meryem oğlu İsa) olarak anılır. Yine Hristiyan inancına benzer şekilde İslam’da da onun Allah’ın izniyle çeşitli mucizeler göstermiş olduğuna inanılır:
“…Meryem oğlu İsa’ya da mucizeler verdik. Ve onu, Rûhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. (Ne var ki) gönlünüzün arzulamadığı şeyleri söyleyen bir elçi geldikçe ona karşı büyüklük tasladınız. (Size gelen) peygamberlerden bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürdünüz.” (Bakara Suresi, 87)
Ancak Kur’an’da İsa adıyla birlikte anılan ve fazla ayrıntılandırılmayan Mesih (kutsanmış) sıfatı, diğer İbrahimi dinlerden (Hristiyanlık ve Musevilik) farklı olarak, beklenen bir kurtarıcıyı değil de, İsa’nın bir lakabını tanımladığına inanılmaktadır. [kaynak belirtilmeli]
“Melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir Kelime’yi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa Mesîh’tir; dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah’ın kendisine yakın kıldıklarındandır.” (Al-i İmran Suresi, 45)
Mesih kavraminin İbranice’den gelmesi ve diğer İbrahimi dinlerde de yer alması nedeniyle, peygamberin ölümünden sonraki yıllarda bu kavram sık sık israiliyyata konu olmuşur.
İslamiyet İsa’nın Tanrı olduğunu veya Tanrı’nın oğlu olduğunu kabul etmez, bu tür bir fikre şiddetle karşı çıkar. Kur’an’da bu durum şöyle açıklanır:
“Şüphesiz, `Allah Meryem oğlu Mesîh’dir` diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır…” (Maide Suresi, 17) “…Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur.” (Ihlas Suresi)
Ayrıca Kur’an’a göre, İsa çarmıhta ölmemiştir [4]:
“Ve ‘Allah elçisi Meryem oğlu İsa’yı öldürdük’ demeleri yüzünden (onları lânetledik). Halbuki onu ne öldürdüler, ne de astılar; fakat (öldürdükleri) onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilâfa düşenler bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler; bu hususta zanna uymak dışında hiçbir (sağlam) bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler. Bilâkis Allah onu (İsa’yı) kendi nezdine kaldırmıştır. Allah izzet ve hikmet sahibidir.” (Nisa Suresi, 157-158)
Ahmediyye mezhebine göre çarmıhtan kurtulan İsa, Keşmir’e gitmiş ve burada Yuz Asaf ismiyle yaşamış, ölmüştür. Fakat genel İslam mezheplerinin ve ehl-i sünnet’in görüşü bu yönde değildir.
Kur’an da İsa’nın İslam Peygamberi Muhammed’in geleceğini bildirdiği belirtilir:
“Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: ‘Ey İsrailoğulları! Ben size Allah’ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed [5] adında bir peygamberi
de müjdeleyici olarak geldim’, demişti. Fakat o, kendilerine açık deliller getirince: Bu apaçık bir büyüdür, dediler.” (Saf Suresi, 6)
İslam Peygamberleri
Adem
İdris
Nuh
Hud
Salih
İbrahim
Lut
İsmail
İshak
Yakub
Yusuf
Eyyub
آدم
ادريس
نوح
هود
صالح
ابراهيم
لوط
اسماعيل
اسحاق
يعقوب
يوسف
أيوب
Adam
Enoch
Noah
Eber
Shelah
Abraham
Lot
Ishmael
Isaac
Jacob
Joseph
Job
Şuayb
Musa
Harun
Zul-Kifl
Davud
Süleyman
İlyas
Al-Yasa
Yunus
Zekeriya
Yahya
İsa
Muhammed
شعيب
موسى
هارون
ذو الكفل
داود
سليمان
إلياس
اليسع
يونس
زكريا
يحيى
عيسى
محمد
Jethro
Moses
Aaron
Ezekiel
David
Solomon
Elijah
Elisha
Jonah
Zecharias
John
Jesus
Muhammad
Miladi takvim İsa’ya göre düzenlenmiştir. Milat, İsa’nın doğumudur. “M.Ö.” Milattan önce, “İ.Ö.” İsa’dan önce demektir. Aynı şekilde “M.S.” milattan sonra, “İ.S.” İsa’dan sonra demektir. Milattan sonra anlamında kullanılan A.D. (Anno Domini) Latince “Efendimizin yılında” anlamına gelmektedir.
Üniversite reformuyla kurulmuş ilk tıp fakültesidir. Türkiye’de modern tıbbın gelişimine öncülük etmiş, sayısız hekim ve bilim adamı yetiştirmiştir. Efsanevi profesörleriyle tarihe tanıklık etmiş bir kurumdur. Fatih ilçesinin Çapa semtinde yer almasından dolayı halk arasında daha çok Çapa Tıp Fakültesi olarak bilinir.
İstanbul Üniversitesi’nin geçmişi, İstanbul’un 1453 yılında fethinden hemen sonra, Fatih Sultan Mehmet’in emri ile Ayasofya ve Zeyrek’de kurulan medreselere kadar uzanırsa da, 1470 yılında Fatih Camisi etrafında “Fatih Kulliyesi” adı altında inşa edilen Darüşşifa’da tıp öğretimi yapılmış, böylece İstanbul Tıp Fakültesi’nin ilk nüvesi oluşmuş, bunu Süleymaniye Kulliyesi içinde 14 Mayıs 1557′de inşaatı tamamlanarak hizmete giren Süleymaniye Darüşşifası ve Tıp Medresesi’ndeki tıp eğitimi izlemiştir.
Arşiv belgelerinden anlaşıldığı üzere ordudan sonra donanmayı modernleştirmek için çıkarılan “Bahriye Kanunnamesi” gereği 18 Şubat 1805 tarihinde verilen bir takrirle İstanbul Kasımpaşa’da Tersane-i Amire’de modern hekim ve cerrah yetiştirilmek üzere bir modern tıbbiye kurulması öngörülmüş ve ilk olarak Spitalya denilen hastanesinin 9 Ocak 1806′da Tıbhane veya Tabiphane denilen Askeri Tıp Fakültesi niteliğinde kısmı açılmıştı. Tıp eğitim batılılaşma II.Sultan Mahmut döneminde 14 Mart 1827′de Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire’nin kurulması ile başlamıştır. 17 Şubat 1839′da “Mekteb-i Tıbbiye-yi Şahane” adını alan okul Dr.A.Bernard’ın gayretleri ile Fransızca öğretim yapan modern bir eğitim kurumu olmuştur. 1867′de “Mülki Tıbbiye” kurulmuştur. 1909′da “Askeri” ve “Mülki Tıbbiye”ler Haydarpaşa’da yapılan binada “Tıp Fakültesi” adı ile birleştirilmişlerdir.
Atatürk’ün direktifleri ile, 1933′te yapılan Üniversite reformunu takiben İstanbul Tıp Fakültesi şehrin Çapa, Vakıf Gureba, Cerrahpaşa, Haseki, Şişli Etfal, Bakırköy hastaneleri gibi çeşitli hastanelerine dağıtılmıştır. 1964′te Tıp Fakültesi kliniklerinin Çapa ve Cerrahpaşa’da toplanması tamamlanmış ve 1967′de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, İstanbul Tıp Fakültesi ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi olmak üzere ikiye ayrılmıştır. 1974′de Beyazıt’taki kliniksiz kürsülerin de Çapa’ya nakledilmesiyle İstanbul Tıp Fakültesi bir bütün haline gelmiştir.
Türkiye’nin akademik eğitim veren sayılı üniversitelerinden biridir. 6 yıllık eğitim boyunca öğrencilerini teorik ve uygulamalı alanda birçok bilgi ve beceriyle donatır. Her sene bu üniveriteden mezun olmuş birçok doktor adayı TUS’da başarılı olur. Yani İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Bölümü’nün başarı oranı oldukça yüksektir.
Fakülte bünyesinde değişik kültür ve sanat kolları etkinlik göstermektedir.
Gün Ana Altay Türkleri’nin Tengricilik inancında güneş ile birlikte Gök Alemi’nin en yüksek katında oturan, güneş tanrıçası olarak görülebilecek kutsal bir varlıktır. Bu inanca göre gün ana insanların ilk büyük annesi, ve Ay Dede ilk büyük babasıdır.
Murat Uraz: Türk Mitolojisi
Berlin Duvarı (1963)
Berlin Duvarı (Almanca:Berliner Mauer) Doğu Almanya vatandaşlarının Batı Almanya´ya kaçmalarını önlemek için Doğu Alman meclisinin kararı ile 12 Ağustos 1961 yılında yapımına başlanan 46 km uzunluğundaki duvar. 9 Kasım 1989′da Doğu Almanya’nın, isteyen vatandaşlarin Batı’ya gidebileceğini açıklamasının ardından yıkıldı.
2. Dünya Savaşı´nın bitiminde savaşı kaybeden Almanya ve başkenti Berlin işgal kuvvetlerice Amerikan, Fransız, İngiliz ve Sovyet bölgesi olarak 4′e bölündü. Kısa süre sonra Batı ittifakı benzer şekilde olan yönetim birimlerini birleştirdi ve tek bir yönetim bölümüne dönüştü. Sovyetler ise bu birleşmeye karşı çıktı. Batılı işgal kuvvetleri Versailles’ten ders almış ve Almanya´yı tekrar inşaya girişmişken Sovyetler intikam duygusuyla hareket etti ve Doğu Almanya´daki Almanları cezalandırmaya girişti. Ekonomisi çok kötü, siyasi yönetimi aşırı otoriter olan Doğu Almanya’dan Batı’ya kaçışlar başlamıştı. Sovyetlerden kaçış büyük ölçüde Berlin’den gerçekleşiyordu. Zamanla tel örgü ve mevzuat değişiklikleri de batıya kaçışı engelleyemez duruma gelmişti. Sovyetler, Batı Berlin’i Sovyetlerin içinde bir fesat yuvası, kapitalizmin kalesi, karşı propaganda merkezi olarak gördüğü için Berlin Duvarı’nı örmeyi çözüm olarak benimsedi. Duvarın kendisi 1961′de kurulmuştur ancak Doğu ile Batı Almanya arasındaki katı sınır daha 1952′de çizilmişti. Amaç, sistemin ihtiyaç duydugu ama sisteme ihtiyaç duymayan eğitimli ve genç insanların kaçmasını engellemekti. Ancak yalnizca Berlin metrosu yoluyla 1955 yılına kadar 1950′lerin başında büyük bir ekonomik büyüme yakalayan Batı Almanya’ya 270.000 insan kaçmıştır. Berlin Duvarı bunun üzerine dönemin SED lideri Walter Ulbricht’in bir şeyler yapılması gerektiği konusunda Sovyet liderlerine danışması ve onaylarını alması sonucu kurulmuştur.
Duvar Doğu Almanya’nın gittikçe daha da kötüleşen ekonomisine ek olarak, genç ve eğitimli kesimin de Batı Berlin’e sürekli geçiş yapmasıyla (1949-1961 yılları arasında sayıları 2.6 milyonu bulmuştur), Doğu Almanya meclisinin kararıyla 12-13 Ağustos 1961’de bir gecede örülmüştür. Planları tamamiyle gizlilik içinde gerçekleşmiştir. Öyle ki SED genel sekreteri Walter Ulbricht’in 15 Haziran 1961’de, Doğu Berlin’deki bir konferansta Batı Berlinli muhabir Annamarie Doherr’in sorusuna verdiği yanıtta geçen “Niemand hat die Absicht, eine Mauer zu errichten” (kimsenin bir duvar inşa etmeye niyeti yok) cümlesi bunun açık kanıtıdır. Duvarın ilk oluşturulan hali geçişleri engellemeyince yükseltilmiş mayın tarlaları köpekli askerler gözcü kuleleriyle geçiş tamamen engellenmiştir.
Berlin Duvarı (1978)
1961 yılında Berlin Duvarı’nın yerine önce tel örgu çekildi. Daha sonra bu örgünün yerine bugün bilinen Berlin Duvarı inşa edildi ve bu tel örgü duvarın üstüne tekrar çekildi. Doğu ve Bati Berlin’in arasındaki bu duvar, aslında biri 3.5 digeri 4.5 metrelik iki çelik parçadan oluşuyordu. Doğu tarafına bakan duvar kacmaya yeltenecek insanların kolay görünmesi için beyaza boyanmıştı. Buna karşılık Batı Almanya’ya bakan taraf ise grafiti ve çizimlerle doluydu. Doğu kısmında duvar boyunca yerde çelik kapanlar ve mayın tarlaları bulunuyordu; her iki tarafa da yüksek gözetleme kuleleri ve lambalar konmuştu. Doğu tarafında motorsikletli ve yaya polisler ve köpekler de kontrol halindeydi. Tüm bu kontrol ve gözetlemelere rağmen, yaklaşık 5000 kişi tüneller, evde yaptıkları balonlar ve bunun gibi yollarla, Dogu’dan Bati’ya kaçmayı başardı.
Leipzig´de duvarın kaldırılmasını isteyen insanlar (1989)
1989 yılı başlarında Doğu Alman Cumhuriyeti hükümeti isteyen Doğu Almanya vatandaşlarının Sovyetler denetiminde diğer Doğu bloğu ülkelerine geçiş yapabilmesine izin verdi. Bu iznin çıkmasıyla binlerce Doğu Alman vatandaşı Polonya, Çekoslavakya, Macaristan, Yugoslavya gibi ülkelerin başkentlerine akın etti ve buralarda bulunan Amerikan, İngiliz, Fransız büyükelçiliklerine sığındı. Daha sonra da bu sığınmacılar özel trenlerle demir perde’nin gerisinden kaçmaya başladılar. Kaçışın bu kadar yoğun olduğu bir durumda Dogu Almanya hükümeti duruma bir çözüm bulmak için toplandı. Burada yaşayan insanlar artık bu şekilde zaten Doğu Almanya’dan kaçabildiklerine göre duvarın bir anlamı kalmamıştı.
Doğu Alman hükümeti, duvarın kaldırılmasına onay vermişti. 9 Ağustos 1989′da bu kararı halka açıklamak üzere bir basın toplantısı düzenlendi. Karar açıklandığı andan itibaren duvarın iki tarafında yüzbinlerce insan birikmişti. Gece yarısına doğru hükümet ilk olarak Brandenburg Kapısı’ndan başlayarak barikatları ve geçiş önlemlerini kaldırdı. Her iki Almanya tarafından yaklaşan insanlar önlerine Rus askerlerinin çıkıp onlara engel olmamasıyla beraber duvarın üzerinde buluştular. İnsan seli bir saat içinde yüzbinlere ulaştı ve ardından sınırın kalkmasıyla beraber Batı tarafından gelen dozerlerle duvar tamamen yıkıldı ve tarih oldu. Alman Demokratik Cumhuriyeti de duvardan sonra çok fazla dayanmamış, 13 Ekim 1990´da resmen sona ermiştir.
Alman askerlerince Berlin Duvarı yıkılırken (1989)
Duvar yıkıldıktan bir süre sonra yapılan ankette halkın bir kısmının duvar yıkılmadan önce daha memnun olduğu görülmüştür. Sebebi ise, Doğu tarafında insanlar eğitim, sağlık gibi hizmetleri devletten parasız alır, sosyalizmin nispeten eşit koşullarında ivmelenirken duvarın yıkılmasıyla beraber bu tarz hizmetlerin eksikliğini duymaya, Batı Almanya’nın kapitalist sistemle, rekabet ortamıyla yetişmiş bireyleriyle rekabet edememeye başlamışlardı. Zira eğitime yatırılan yatırımlar da Doğu’da Batı’ya oranla çok azdı. Batı tarafındakiler ise Doğu’nun yapılandırılmasına yönelik ek vergilerden rahatsızlık duymaktaydılar.
Soğuk Savaşta önemli kişiler, yerler ve olaylarBaşlıca Olaylar (1945–1969) Başlıca Olaylar (1972–1991) Belirli Tanımlar Başlıca Taraflar Diğer Önemli Figürler
1940′lar:
Yalta Konferansı
Potsdam Konferansı
Gouzenko Olayı
İran Krizi
Çin İç Savaşı
Yunan İç Savaşı
Marshall Planı
Berlin Ablukası
1950′ler:
Kore Savaşı
Birinci Çinhindi Savaşı
Cezayir Bağımsızlık Savaşı
İran Darbesi
Guatemala Darbesi
Doğu Alman Ayaklanması
Birinci Tayvan Boğazı Krizi
Macar Devrimi
Süveyş Krizi
İkinci Tayvan Boğazı Krizi
Küba Devrimi
Sputnik Krizi
1960′lar:
Vietnam Savaşı
Kongo Krizi
Çin-Sovyet Ayrılığı
U-2 Krizi
Guatamala İç Savaşı
Domuzlar Körfezi Çıkartması
Küba Füze Krizi
1960′lar(devamı):
Berlin Duvarı
Dominik Cumhuriyeti’nin İşgali
Sukarno’nun Devrilmesi
Laos İç Savaşı
Yunanistan Cunta Yönetimi
Prag Baharı
1970′ler:
Kamboçya İç Savaşı
SALT I Anlaşması
Mozambik İç Savaşı
SALT II Anlaşması
Nixon’ın Çin Ziyareti
1973 Şili Darbesi
Angola İç Savaşı
Üçüncü Çinhindi Savaşı
Sovyet-Afgan Savaşı
İran Devrimi
1980′ler:
12 Eylül Darbesi
Salvador İç Savaşı
Polonya Dayanışma Hareketi
Grenada’nın İşgali
İran-Irak Savaşı
1989 Devrimleri
Berlin Duvarının Yıkılışı
Kadife Devrimi
Romanya Devrimi
1990′lar:
Sovyetlerin Dağılması
Komünizm
Kapitalizm
Demir Perde
Truman Doktrini
Maoizm
Nükleer Silahlar
İlk vuruş yeteneği
Dehşet Dengesi
Esnek Karşılık
Yumuşama
Uzay Yarışı
Kızıl Panik
Bağlantısızlar Hareketi
McCarthycilik
ABD’deki Sovyet Casusları
ABD Casusları
Ostpolitik
Glasnost
Prestroyka
CIA
Gladio
KGB
Stasi
68 Kuşağı
Eşzamanlı anlaşmazlıklar:
Nikaragua
Arap-İsrail Savaşları
NATO
Varşova Paktı
Bağlantısızlar Hareketi
Çin Halk Cumhuriyeti
Politik liderler:
ABD
Harry Truman
Dwight Eisenhower
John Kennedy
Lyndon Johnson
Richard Nixon
Gerald Ford
Jimmy Carter
Ronald Reagan
George Bush
Sovyetler
Josef Stalin
Georgi Malenkov
Nikita Kruşçev
Leonid Brejnev
Yuri Andropov
Konstantin Çernenko
Mikhail Gorbaçov
Politik liderler:
Avrupa:
Winston Churchill
Clement Attlee
Charles de Gaulle
Josip Tito
Konrad Adenauer
Todor Zivkov
Imre Nagy
Nikolay Çavuşesku
Alexander Dubček
Willy Brandt
Olof Palme
Erich Honecker
Helmut Kohl
Papa II. Jean Paul
Margaret Thatcher
Lech Walesa
Asya:
Mao Zedong
Çan Kay Şek
Kim Il-sung
Ho Chi Minh
Sukarno
Latin Amerika:
Fidel Castro
Che Guevara
Augusto Pinochet
Çalışanların haklarını işverenlere ve devlete karşı korumak ve geliştirmek üzere oluşturdukları örgütlerdir.
Sendikalar sanayi devrimi sonrası ortaya çıkan çalışanlarla işverenler arasındaki güç eşitsizliğini ortadan kaldırmak için oluşturulmaya başlamıştır. Önceleri belirli niteliğe sahip çalışanların oluşturduğu ve meslek sendikaları olarak tanımlanan bir yapıdan, sonraları niteliksiz işçilerinde yer aldığı genel sendikalara doğru bir evrim geçirmiştir.
Türkiye’de sendikalar
BAĞIMSIZ KAMU SEN
KESK
MEMURSEN
KAMUSEN
DİSK
EĞİTİM-SEN
TÜRK EĞİTİM-SEN
ATA EĞİTİM-SEN
EĞİTİM BİR-SEN
TÜRK-İŞ
(TEZ-KOOP-İŞ SENDİKASI)
HAK-İŞ
BİRLEŞİK METAL-İŞ
SES (Sağlık Emekçileri Sendikası)
KRİSTAL-İŞ
PETROL-İŞ
TGS (Türkiye Gazeteciler Sendikası)
TÜRK YOL-İŞ
TÜRK HARB-İŞ
TES-İŞ (Türkiye Enerji, Su ve Gaz İşçileri Sendikası)
TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu)
Türk müziği ile ilgili ilk bilgilerini, musiki eğitimi almış annesinden edindi. Annesinin desteği ile Ankara Klasik Müzik Devlet Konservatuarında vurmalı çalgılar ve timpani eğitimi aldı. 1955′te profesyonel müzik yaşantısına başladı. 1957-1959 yıllarında Tophane Sanat Enstitüsü’nde eğitimini sürdürdü.
1959-1967 yılları arasında dans müziği orkestralarında çeşitli programlar yaptı. 1967′de Ulvi Temel orkestrası ile birlikte Avrupa’da dans lokallerinde çalıştı. İsveç’te trompetçi Maffy Falay ile tanıştı ve “Sevda” grubunu kurdular. Bir başka trompet ustası Don Cherry ile birlikte festivaller, konserler ve plaklar yaptı. Afrikalı basçı Johnny Dyani’nin de gruba katılmasıyla New Hemsher kolejinde dersler verdiler.
1974 yılında kurduğu İsveç-Türk caz grubu Oriental Wind ile, batı kökenli enstrümanların yanı sıra Türk enstrümanlarını bir araya getirerek ilginç bir sentez yarattı. Temiz, 1990 yılına kadar İsveç’teki çalışmalarını sürdürdü. Avrupa, Hindistan ve Amerika turları, konserler, albüm çalışmaları yaptı, seminerler verdi. 1993 yılından sonra çalışmalarını Finlandiya’da sürdürdü.
Selanik, Atina, Barselona, Budapeşte, Zürih, Ljubliana, Amsterdam, Rotterdam, Lahey, Lizbon gibi Avrupa şehirlerinde Türk ve dünya ritimlerini tanıtım programları, seminerler düzenledi. Ayrıca Kültür Bakanlığı Türk Müziği topluluğunda kadrolu sanatçısı olarak İstanbul, Ankara ve İzmir’de konserler verdi.
1998 yılında Kültür Bakanlığı’nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını aldı.
Gelincik çiçeğinin kırmızı petallerinden yapılan geleneksel bir içecek. Özellikle İstanbul ve Marmara / Ege Bölgeleri’nde çok eski dönemlerden beri yapılan ve sevilerek içilen serinletici ve çeşitli faydaları olduğu ileri sürülen bir içecektir. Üretim süreci zor ve gelincik hasat dönemi çok kısa olduğu için ender bulunur, dolayısıyla değerlidir. Üretimi: Kırmızı gelincik petalleri (taçyaprakları) toplandıktan sonra, kapsüle yakın kısmındaki siyah kısımlar ayıklanır. Bir parça limon ve bol su ilavesiyle kavanozlarda, güneş görecek yerlerde bir hafta kadar bekletilir. Petallerin kırmızı rengi suya çıktıktan sonra, yapraklar süzülerek atılır. Bol şeker ve limon ile karıştırılır. Çok az miktar limontuzu da dilenirse eklenebilir. Elde edilen sıvı yoğun olduğundan su ve bol buz eklenerek içime hazırlanır. Son yıllarda Bozcaada’da üretimi yapılmaktadır.

Eskiden küçük bir açık sayesinde @live.com şeklinde mail adresi alınabiliyordu.Fakat Microsoft açığı kapattığı için mail alımı durdurulmuştu.
Şimdi ise bu adresten istediğiniz gibi @live.com uzantılı
mail adresi alabilirsiniz.Yani artık sebest.
Linke tıkladıktan sonra Get it Free butonuna tıklamanız yeterli … ![]()
Başlat–>Denetim masasına ve daha sonrada Ağ bağlantılarına girin.
Burda karşınıza “Yerel ağ bağlantısı” çıkacak.Bunun üzerine sağ tıklayıp özellliklere girin.
“İnternet Erişim Kuralları (TCP/İP)” ye tıklayın.
Aşşağıdaki DNS sunucu adresini kullan”.Bunun solundaki kutucuğa tik işareti koyun ve “Yeğlenen DNS sunucusu yazan yerin karşısına şu numarayı yazın 4.2.2.1 . Daha sonrada Diğer DNS sunucusunun
karşısına 4.2.2.2 yazarak tamamı tıklayın ve göreceksiniz giremediğiniz site kalmayacak… Bunun adı özgürlük… ![]()
Dünyanın en uzun hayvanlarından bıri olan zürafaların ortalama boyları 4.5-5 metre arasında, ağırlıkları ise 1.5 - 2 ton civarındadır. Dilleri 50 santimetre uzunluğunda olan zürafaların hamilelik süreleri ise 16 aydır ve ayakta doğum yaparlar…!
Vücut direncini yükselten, kan yapıcı etkiye sahip; mide, karaciğer ve bağırsağın yakın dostu olan havuç, yeri kolay kolay doldurulamayan sebzelerdendir. İçerdiği yüksek orandaki A vitamini vasıtasıyla cilde iyi geldiği ve göz sağlığı için yaralı olduğu bilinen havuç; aynı zamanda kalp sağlığına, damar sertliğine ve akciğer kanseri riskine karşı da oldukça etkilidir.
100 gramında 52 kalori bulunan, yüksek oarnlarda A, B1, B2 ve C vitaminleri içeren ananas, ilk olarak Güney Amerika kıtasında yetiştirilmiştir. İltihap önleyici etkisinin yanısıra güçlü bir antioksidan olan ananas, vücttan ödemin atılmasına yardımcı olmakta ve kanser riskini azaltmaktadır.
Ortalama ömürleri 60-80 yıl olan ve hamilelik dönemleri 22 ay süren filler, karada yaşayan en büyük memeli hayvanlardır. Ağırlığı 7,5 tonu boyu ise 4 metreyi bulan Afrika filleri türünün en iri örnekleridir. İnsan vücüdundaki kaslarının sayısı 600 civarındayken, fillerde bu sayı 40 000 i hortumlarında olmak üzere, 50 000′i bulmaktadır. Günde 225 kg. ot yiyebilen ve 250 litre su içebilen bu hayvanlar, kendilerinden beş kilometre uzaktaki suyun kokusunu alabilme yetisinede sahiptirler.
Kasım 21, 2007
Doğrandığı sırada göz yaşartıcı bir bombas etkisi yapan, Latince ismi ‘allium cepa’ olan soğan A, B ve C vitaminleri, iyot, fosfor ve kükürt açısından oldukça zengin bir sebzedir. Vücudumuz için antibiyotik vazifesi gören ve en çok C vitamini ihtiva eden sebze olarak bilinen soğanın; kandaki şeker seviyesini ve üreyi düşürdüğü, cilt hastalıklarına, kalp ve prostat bozukluklarına iyi geldiği kanıtlanmıştır. Yedikten sonra ağızda kalan soğan kokusunu gidermek için, ekmek kabuğu ve maydanoz tercih edilmelidir.
-----------------------------------------------------------------------------

Ahududu:
(Himbeere / Framboise Common / Rasberry bush) Agaç çilegi ve sultan bögürtleni olarak taninir. Haziran-temmuz aylari arasinda beyazimtrak renkli çiçekler açan, 30-150 cm boyunda, çok senelik,
dikenli, çali görünüsünde bir bitkidir. Daglik mintikalarin orman ve korularinda tesadüf edilir. Gövdesi dalli, dikenli ve yatiktir. Yapraklari 3-5 parçali, sivri uçlu, yaprak sapi kivrik dikenlidir.
Çiçekler ekseriya dallarin ucunda 5-10 çiçekli salkim halindedirler. Meyvesi etli ve birçok eriksi tipli meyvelerin biraraya gelmesi ile meydana gelmis, küre biçiminde, kirmizi renkli ve güzel
kokuludur. Meyveleri temmuz ve agustos aylarinda olgunlasir. Çogu çesitleri bahçelerde yetistirilir. Umumiyetle sonbaharda 1-1,5 m aralik birakilmak suretiyle dikilir. Ahudutlari her 6-7 senede bir
yenilenmelidir.
Türkiye’de yetistigi yerler: Ege, Marmara, Karadeniz bölgeleri.
Kullanildigi yerler: Kullanilan kismi, meyve, çiçek ve yapraklaridir. Meyveler tamamen olgunlastiklari zaman toplanir. Yapraklarinda tanen, meyvelerinde ise organik asitler (malik asit, sitrik asit
vs.) seker, pektin, uçucu ve sabit yaglar bulunmaktadir. Yapraklari bogaz hastaliklarinda gargara için kullanilir. Çiçeklerinden romatizma ve nikris (gut) hastaliklarinda faydalanilir. Taze olarak,
seker ve böbrek hastaliklarinda perhiz yiyecegi olarak istifade edilir. Halk arasinda ishal ve atesli hastaliklara karsi tavsiye edilir.
--------------------------------------------------------------------------------------

ANANAS
İçerdiği vitamin ve faydalı maddelerden dolayı tüketimi giderek artan ananasın son yapılan araştırmalarda doğal yapısında bulunan bromelain enziminin CCS molekülünü içerdiği ve bunun da kansere karşı
insan vücudunun bağışıklık sistemini harekete geçirdiği kanıtlandı. Bromelain, vücuttaki proteinleri ayrıştıran ve sindiren bir enzim olduğundan hazmı kolaylaştırır, mide asidini düzenler. Kemik ve
eklemlerdeki kireçlenmeyi önler. Alerjilere karşı korunma sağlar. Ananasın içindeki enzimlerin yağ yakma özelliğinin olması kozmetik sektörünün de bu meyveye olan ilgisini giderek arttırıyor. İdrar
söktürücü etkisi nedeniyle vücuttaki toksinlerin atımına yardımcı olduğundan selülit tedavisinde de kullanılıyor.
----------------------------------------------------------------------------------

Greyfurt:
(Vatani Çin ve Hindistan olan, fakat bugün birçok çesit ve kültür formlariyla bütün subtropikal memleketlerde yetistirilen, yaprak dökmeyen, uçucu yag tasiyan küçük agaçlar. Yapraklari
derimsidir.Çiçekler, beyazimsi renkli, meyveleri büyük, toparlak yassi, açik sari renkli, ince kabuklu, bol usârelidir.Meyvelerinin çekirdekli ve çekirdeksiz cinsleri bulunur. Meyve dilimlerinin
kabuklari soyulunca acilik kalmaz, rahatlikla yenebilir.Kizmemesi veya altintop gibi isimlerle de taninir.
Türkiye’de yetistigi yerler: Güney, Güneybati, Kuzeydogu Anadolu’da yetistirilir.
Kullanildigi yerler: C vitamini bakimindan zengindir. Meyve kabuklarindan marmelat yapilir. Karacigerin normal çalismasini saglar. Hazmi kolaylastirir. Vücudda biriken suyu ve zehirli atiklari atar.
Kani temizler. Bedeni ve zihni yorgunluklari giderir. Akciger ve gögüs hastaliklarinda faydalidir.
-------------------------------------------------------------------------------

Hindistancevizi:
Kullanildigi yerler: Idrar söktürür. Böbreklerdeki kum ve taslarin düsürülmesine yardimci olur. Mide agrilarini giderir.
-----------------------------------------------------------------------------------

Hurma
(Dattelpalme / Dattier / Date palm / Phoneix dactyfera / Datte) Insanoglunun yetistirdigi en eski bitki çesitlerinden biridir. Bâbil’in en eski yerlileri Sümerler hurmayi en azindan 5000 sene önce
ilk defâ yetistirmislerdir. Kuzey Afrika ve Orta Dogu bölgelerinin ekonomisinde çok eskiden beri büyük bir rol oynar. Amerika’ya Ispanyollar tarafindan 19. yüzyilin baslarinda getirilmis ve Meksika
civârinda yetistirilmistir. Ilk defâ Basra Körfezinde yetistirildigi tahmin edilen hurma bitkisi yaklasik 18-24 m boyundadir. Yapraklarinin bir kismi yere dogru sarkar ve bir kismi da yukari
dogrudur. Yapraklarinin uzunluklari 6 m civârindadir. Gövdeleri diktir. Tabanindan birçok sürgün verir. Yelpâze olan yapraklarinin büyükleri tepede toplanmistir. Çiçekleri ekseriyâ tek cinslidir.
Basak tipindeki çiçekleri “spata” adi verilen büyük yapraklarla çevrelenmistir. Gövdesinde yapraklar genellikle toplu olarak bulunur. Küçük sari çiçekleri toplu hâlde açarlar. Farkli cinsiyetli
çiçekler ayri agaçlarda yetisir. Disi çiçekler zamanla tek tohumlu meyvelere dönüsürler. Meyveleri sarimsi kahve renkli, dis kabuk sarimsidir. Orta kisim etli ve seker bakimindan zengindir. Tohum
silindirik, sert ve bir yüzü boyuncaderin olukludur.
Türkiye’de yetistigi yerler: Memleketimizde Phoenix dectylifera türü örnekleri azdir. Buna karsilik Phoenix canariensis daha çok yetistirilmektedir. Gövde tabaninda sürgünler vermesi ve tohumlarin
daha kisa ve siskin olusu ile ayirt edilir. Bati ve Güney Anadolu ve Akdeniz bölgesinde yetistirilmektedir. Memleketimizde yetisenlerin hurma meyvelerinin gidâ bakimindan önemi yoktur, daha çok gölge
verici olarak kullanilir.
Kullanildigi yerler: Hurmanin meyvesi tatli ve besleyicidir. Yaklasik % 20 nem ihtivâ eden tâze hurmalarda % 60-65 seker ve % 2 protein vardir. Kurumus hurmalarda seker orani % 75-85 civârindadir.
Bir diger hurma çesidi olan Phoemx sylvestris’ten hurma sekeri elde edilir. Ayrica, bedeni ve zihni gelismeyi saglar. Kansere karsi koruyucu oldugu bilinir. Bogaz agrisini keser. Bronsit, öksürük ve
soguk alginligi sikayetlerini giderir.
-------------------------------------------------------------------------------------

Igde
(Ölweide / Olivier / Sauvage / Oleaster / Elaeagnus /) Kisin yapraklarini döken veya dâimâ yesil kalan, çali veya agaç hâlinde olan, çok dallanmis, dikenli veya dikensiz odunsu bitkilerin meyvesine
denir. Agacinin, sürgünleri çogunlukla dikenlidir. Tomurcuklari küçük, kisa saplidir. Yapraklar dar, serit hâlinde ve tam kenarlidir. Yapraklar ve sürgünler gümüsî renkli tüylerle örtülmüstür.
Haziranda açan çiçekler kisa salkimlar halinde sürgünlerin asagi kisminda kümeler hâlinde yer alir. Çiçeklerin dis tarafi gümüsî beyaz, iç tarafi sari renkte olup, çok hos kokuludur. Igdenin vatani
Akdeniz bölgesidir. Kus igdesi adi verilen Eleognus angustifolia, Anadolu’nun hemen hemen her tarafinda yetisir. Bag ve bahçe kenarlarinda çit bitkisi olarak da kullanilir. 7-8 m boylanabilir ve
baygin kokuludur. Bu türün meyvesi makbul olmayip, kültüre alinmis olan çesidine, E. angustifolia varyete orientalis denir.
Kullanildigi yerler: Anadolu’da bag ve bahçelerde tatli meyvelerinden dolayi meyve agaci olarak yetistirilmektedir. Meyveleri zeytin meyvesi büyüklügünde ve sarimsi-kahve renginde olup yenilebilir.
Bagirsak bozukluklarini ve agiz pasini gidermek için kullanilir.
------------------------------------------------------------------------------

İNCİR (Ficus carica)
Ficus carica türünün kurutulmuş meyvalarıdır. Bu tür genellikle 10m kadar yükseklikte bir ağaçtır. Yaprakları saplı, 3-5 loblu ve üzeri pürtüklüdür. Meyva küremsi veya armut biçimindedir. Meyva şekli
ve rengine göre birçok kültür formları ayrılmaktadır. Türkiye'de çok tanınmış olanlar şunlardır.
Lop inciri, Sultan inciri: Meyvası soluk sarı renkli olup kurutmaya elverişlidir.Kavak inciri, Patlıcan inciri: Meyvası morumsu siyah renkli olup, taze halde meyve olarak kullanılır.
-100gr. kuru incirin besin değeri içeriği: Enerji 908 kg/ 217kcal, Protein 4 gr, Şeker 55.3gr, Yağ 1.2 gr,Diyet lifi 6.7 gr, Kalsiyum 138gr, Demir 4.2mgr , Magnezyum 91.5mgr, Fosfor 163mgr, Vit B1
0.073mgr, Vit B2 0.072mgr, A, B, C vitaminleri taşımaktadır.
-Sütte bulunan kalsiyuma oranla daha fazla kalsiyum içerir. İncir yenilirken, çekirdeklerinin ağızda iyice çiğnendikten sonra yutulması daha faydalıdır.
*Kemik hastalıklarında, gelişim bozukluklarında önerilmektedir.
*Pektik maddelerin kaynağı olmasından dolayı, bağırsaklarda toksik maddelerin atılması, kandaki kolesterol düzeyinin düşürülmesi, şeker hastalıklarında kan şekerinin hızla yükselmesini önler.
Taze incir kabızlığı önler. İncirler akşamdan suya konur, sabahleyin aç karnına yenilir. Kuru incir bağırsakların faaliyetini arttırır.( Meyvalardan elde edilen infusyon veya şurup özellikle
çocuklarda tehlikesizce kullanılabilen bir müshildir. İncir şurubu şöyle hazırlanır: 120 gr kuru incir parçalanır, 600 gr su içinde 3 saat tutulur ve hafifçe sıkılarak bezden süzülür. Elde edilen
sıvı kısım üzerine 400 gr toz şeker ilâve edilir ve bir taşım kaynatılır). Taze incir basur şikayetlerine faydalıdır. Sıtma hastalığına iyi gelir, mideyi çalıştırır. Kuru incir kuru üzümle
karıştırılıp yenirse mide ülserine iyi gelir.
*Mineral madde, özellikle demir içeriğinin fazla olması nedeniyle hamileler ve küçük çocuklarda ortaya çıkan vitamin eksikliğinin neden olduğu hastalıklar ile kansızlığa iyi gelmektedir.
*Vücudu şişmanlatır, kırk gün anasona batırılarak sabahları aç karnına fıstıkla yenilirse dimağı da zindeleştirir.
*Damar tıkanıklıklarını giderir, karaciğeri kuvvetlendirir, dalak şişkinliğine, , nefes darlığına iyi gelir.
*Bronşit, öksürük ve göğüs ağrılarına faydalıdır. Taze incir, sütle birlikte pişirilerek yenilince nezleyi ve boğaz ağrılarını giderir. Balgam söktürücü olarak, bir miktar meyan kökü ve incir
kaynatılarak sabah, öğle ,akşam bir çay bardağı içilir. Göğüs hastalıklarında pastırma çemeni ile pişirilip yenilirse iyi gelir. Zehirlenmelerde cevizle yenilir.
*İyi bir sinir yatıştırıcıdır. Vücuda rahatlık verir. Çıbanların olgunlaşmasını sağlar. Lapası yanık ağrılarına iyi gelir. Sütü siğillerin ve nasırların sökülmesini sağlar (Siğillerin üzerine hergün
taze sütü sürülür ise siğil zamanla kaybolur).
*Romatizmaya iyi gelir, anason ve sedef çiçeği ile kaynatılarak ılık ılık suyu içilir.
*Bol miktarda yenirse afrodizyak etkilidir.
*Bazı kitaplarda kansere iyi geldiği yazılsa da bu durum tıbben ispatlanamamıştır.
*İncir sütü Doğu Anadolu' da sütü pıhtılaştırıp çökelek elde etmede kullanılır.
-------------------------------------------------------------------------------

Karpuz:
(Harbuz / Citrullus vulgaris / Watermelon / Pasteque / Wassermelone) Pulpasi sulu ve lezzetli olan ve memleketimizde meyve olarak çok yetistirilen, alaca yesil, sert kabuklu büyük meyveler veren, bir
yillik otsu bir bitkidir. Daha çok Akdeniz bölgesi ülkelerinde yetisen bir bitkidir. Anavatani Afrika’dir. Eski Misirlilar zamaninda karpuzun yetistirildigi tesbit edilmistir. Karpuz, mutedil
iklimlerden hoslanir, kumlu-killi, derin ve serin topraklari sever. Olgun karpuzlar tin-tin eder, kurumus sapi kolayca kopar, agirlikça hafiftir. Karpuzlar renk, sekil ve yetistigi yere göre isim
alirlar:
1. Yeni dünyâ karpuzu: Marmara bölgesinde çok ekilir. Açik yesil renkte ince kabuklu, koyu kirmizi, gevrek, tatli ve etlidir. Çekirdekleri beyaz ve küçüktür.
2. Alacali karpuz: Açik yesil kabuk üzerinde muntazam koyu lekeler vardir. Kabugu gevrektir. Eti pembe kirmizi, çekirdekleri siyahtir.
3. Kara karpuz: Kalin, koyu yesil kabuklu, çok sekerli ve lezzetli, etinin orta kismi buzlu gibi görüldügünden karabuz karpuzu da denir. Çekirdekleri küçük ve kirmizi renklidir. Siyah olanlari da
vardir.
4. Gülle karpuzu: Geç yetisen, kislik bir çesittir. Koyu yesil renkte ve gülle seklindedir.
5. Vasinkton karpuzu: Erken yetisen tatli, kabugu ince bir karpuz çesidi.
6. Diyarbakir karpuzu: Alaca yesil, çok kalin kabuklu, yuvarlak ve söbü biçiminde, ortalama 20-30 kg gelebilen iriliktedir. 50-60 kg gelenleri de vardir. Fazla sekerli sayilmaz, eti de
posalidir.
Türkiye’de yetistigi yerler: Hemen hemen her yerde.
Kullanildigi yerler: Tatli, sulu, sifali, ferahlatici bir meyve olan karpuz, vücuttaki toksinleri temizler ve böbrekteki kumlari eriterek sihhat ve zindelik kazandirir. Karpuzun keleklerinden tursu
yapilir. Ayrica kemik gelisimine de yardimci olur.
-------------------------------------------------------------------------------

Kavun
(Zuckermelone / Melon / Muskmelon / Cucumis melo) Ilkbaharda küçük sari çiçekler açan, yillik, sürünücü, otsu bir yaz meyvesidir. Sülükleri dallanmistir. Yapraklari kalp ve böbrek seklinde, 3-5
loblu, büyük ve tüylüdür. Çiçekleri, bir eseyli ve bir evcikli olup yapraklarin koltugundan çikarlar. Meyveleri çesitli sekil ve renklerde (genellikle sari) dir. Çekirdekleri uzun, elipsoidik veya
oval sekildedir. Kavunun ana yurdu Orta Asya’dir. Dünyânin tropik ve iliman bölgelerinde kültür olarak zirâati yapilmaktadir. Dünyâca meshur kantalup kavununun esas vatani Van ve Diyarbakir
bölgesidir. Ancak 16. yüzyilda Italya’da görülmüs olan bu kavun çesidi Roma yakinindaki Cantalupa’da yetistirildigi için batida “kantalup” kavunu olarak anilmaktadir. Avrupa’da en çok tutulan bir
kavundur. Memleketimizde de bir hayli kavun çesidinin zirâati yapilmaktadir. Trakya ve Istanbul bölgesinde yetistirilen “topatan” kavunu, ince ve sari kabuklu olup dayaniksizdir. Bu bölgede
yetistirilen “çitli” denilen kavun kisa dayaniklidir. Ege bölgesinde bilhassa Manisa ve havâlisinde “kirkagaç” kavunu zirâati oldukça yaygindir. Dayanikli ve çok leziz olan bu kavunlar ayni zamanda
ihraç da edilebilmektedir. Kirkaagaç kavunundan üretilen çesitleri “hasanbey, altinbas, dilimli ve hallaç” gibi mahallî isimler almaktadir. Olgunlasmadan koparilan kavuna “kelek” adi verilmektedir.
Daha çok tursu yapiminda faydalanilir.
Türkiye’de yetistigi yerler: Türkiye’nin hemen hemen her yerinde kültür olarak yetistirilir.
Kullanildigi yerler: Kavun meyve olarak çok yenildigi gibi tohumlari (çekirdekleri) de tibbî olarak kullanilmaktadir. Olgun kavunlarin çekirdekleri kurutulur. Çekirdekler halk tabâbetinde öksürüge
karsi (çekirdekleri suda, suyu yariya ininceye kadar kaynatilip içilmesiyle) kullanilir. Ayrica kavun, sinirleri yatistirir, böbreklerdeki kani temizler, taslarin düsürülmesine yardimci olur.
Barsaklarda ülser ya da iltihab olanlarla, seker hastalari ve yüksek tansuyonu olanlar yememelidir.
-------------------------------------------------------------------------------

Kayısı
(Aprikosenbaum (m), Fr. Abricotier (m), Ing. Apricot tree) Mensei Çin olarak bilinen, 2-10 m yüksekliginde, dikensi ve tüysüz bir agaç. Yapraklar uzunca ve mizraksi, kenarlari disli, ucu sivri veya
küttür. Çiçekler beyaz veya pembe renkli olup, yapraklardan daha önce meydana gelirler. Meyvelerin üzeri tüylü olup, sarimsi-turuncu renkte eriksidir. Zerdali olarak da bilinir.
Türkiye’de yetistigi yerler: Malatya, Erzincan, Bursa, Amasya, Çorum, Nigde, Kayseri.
Baslica kayisi çesitleri sunlardir: Sekerpare, Turfanda, Imrahor, Sam, Kurukabuk, Çöloglu vs.
Kullanildigi Yerler: Meyveleri, çekirdekleri ve yapraklari kullanilir. Çekirdeklerinden yag elde edilir. Etli meyvesi seker, organik asitler ve C vitamini ihtivâ etmesi bakimindan önemlidir. Çekirdek
içinden elde edilen yag badem yagi yerine, yapraklari derelerde baliklari sersemleterek tutmak için kullanilir. Burada yapraklarda bulunan amygdalin maddesinin rolü önemlidir.
--------------------------------------------------------------------------------------

KURU ÜZÜM( Vitis vinifera)
Taze üzüm, potasyum karbonatla suya yatırılır ve kurutulur. Zeytinyağı parlatıp sarartır. Potasyumun yerine ayçiçeği sapı, bağ çubuğu ve sakızlık çalısı külü de kullanılabilir.
*Karaciğerin dostudur. Kan yapar. Kekikle yenirse vücudu şişmanlatır.
*Kumları döker, idrarın damla damla gelmesinin tedavisinde iyi gelir. Çekirdekleri alınır karabiber konulup yenir.
*Sert urları eritir. Kuru üzüm, safran, yumurta sarısı, kuş yemi, keten tohumundan merhem yapılıp uygulanır.
*Unutkanlığı giderir, dimağı kuvvetlendirir. Günlük ile yenilir.
*Sarılığı giderir, sirke ile yenir.
*Öksürüğü keser. Anason ile kaynatılır, badem yağı ile içilir.
*Çıbanları patlatır, iyileştirir.İç yağı ile merhem yapılıp uygulanır.
*Üzüm çekirdekleri selülit tedavisinde kullanılır.
---------------------------------------------------------------------------------

Limon
(Zitronenbaum / Limonier citronnier / Lemon tree / Lemon / Citron) Mart-ekim aylari arasinda beyazimsi-pembe renkli, güzel kokulu çiçekler açan, 3-5 m boylarinda, kisin yapraklarini dökmeyen küçük
boylu agaçlar. Vatani Çin olup, Akdeniz bölgesinde genis çapta yetistirilir. Onuncu asirda Araplar tarafindan Avrupa’ya getirilmistir. Yapraklari oval, tüysüz, parlak yesil renklidir. Çiçeklerin taç
ve çanak yapraklari beser parçalidir. Meyveleri oval sekilli, açik sari renkli, üzeri parlak ve kabarcikli, özel salgi cepleri olup, asitli bir özsuyu vardir. Tohumlari oval sekilli, sarimsi renkli
ve aci lezzetlidir.
Türkiye’de yetistigi yerler: Akdeniz bölgesi ve Dogu Karadeniz.
Kullanildigi yerler: Limonun meyve kabugu, limon esansi ve usaresi kullanilir. Limon kabugunda uçucu yag, hesperidin aci madde ve tanenli maddeler vardir. Kabugun içindeki beyaz kisma albeda adi
verilir. Bundan petkin elde edilir. Istah açici ve sindirim kolaylastirici olarak kullanilir. Tâze meyve kabuklarini sikmak sûretiyle limon esansi elde edilir. 1500-3000 limondan 1 kg kadar esans
elde edilir. Yesil olanlar sari ve olgun olanlarindan daha fazla esans verir. Bilesiminde uçucu yag vardir. Limonata yapiminda, besin endüstrisinde, pasta ve sekercilikte, parfümeri ve sabun
yapiminda koku ve lezzet vermek üzere bazi preparatlarin bilesimine girer. Limonun pulpa kismi (iç kismi) sekerler, vitamin C ve sitrik asitler ihtivâ etmektedir. Limon suyu, atesi ve tansiyonu
düsürür. Kani temizler. Susuzlugu giderir. Damar sertligi ve romatizmada faydalidir. Cildi güzellestirir. Disleri beyazlatir ve disetlerini kuvvetlendirir. Bogaz ve bademcik iltihaplarini giderir.
Bas ve vücut agrilarini keser.
-------------------------------------------------------------------------------

Mandalina
(Mandarin / Tangerine / Mandarine) Partakaldan daha küçük, toparlak veya yassi, sari-turuncu renkli, usaresi tatli, hos kokulu bir meyvedir. Mandalina kabuklari portakaldan ince olup, daha kolay
soyulabilir, fakat az dayanir. Memleketimizde Alanya-Antalya-Mersin-Iskenderun (Dörtyol) ve Rize bölgesinde yetistirilir. Fakat, Bodrum ve Mersin mandalinasi meshurdur.
Türkiye’de yetistigi yerler: Akdeniz bölgesi, Dogu Karadeniz bölgesi.
Kullanildigi yerler: Meyveleri seker, organik asitler ve C vitamini ihtivâ eder. Kani temizler, sinirleri yatistirir, damarsertligi grip ve felçte faydalidir.
-------------------------------------------------------------------------------------

Musmula
(Nispel / Nèfle / Medlar / Besbiyik / Döngel / Izgil / Mespilus / Germanica) 2-3 m yüksekliginde bodur boylu dikenli agaççiklar. Yalniz yetistirilenleri dikensizdir ve boylari alti metreye kadar
yükselebilir. Kisin yapraklarini döker. Yapraklar basit, alt yüzü tüylü, tam veya disli kenarlidir. Çiçekler erdisidir, bes parçali ve beyazdir. Yabanci döllenmeye ihtiyaç göstermez. Meyveleri
yuvarlak veya oval sekillerde esmer renkli olup, dip tarafinda bes çanak yapragi tasir. Meyveleri genellikle bes çekirdekli, agaçtan koparildiginda sert ve buruk lezzetlidir. Toplanan meyveler bir
süre bekletildikten sonra yumusar ve yenecek olgunluga erisir. Döngel ve besbiyik isimleriyle de bilinir.
Türkiye’de yetistigi yerler: Kuzey Anadolu ve Marmara bölgesinde yetisir.
Kullanildigi yerler: Meyvenin bilesimi sekerler, organik asitler ve tanen ihtivâ eder. Barsak hastaliklarinda iyi bir kabiz düzenleyicidir. Musmula çekirdegi idrar arttiricidir. Böbrek ve mesane
taslarinin düsürülmesinde kullanilir.
---------------------------------------------------------------------------------

Muz
(Banane / Banane / Banana / Musa / Bananier) Tropik ve subtropik bölgelerde yetisen veya yetistirilen, agaca benzeyen, 2-3 m boyunda, mor çiçekler açan, meyveleri lezzetli ve nisastaca zengin olan
otsu bitkiler. Bitkinin yalanci gövdeleri, yapraklar kâidelerinden meydana gelmistir. Gençken kapali ve kivrik olan yapraklar açilinca uzarlar ve yirtilirlar. Çiçek durumlari büyüktür. Taban kisminda
disi çiçekler, daha üstte erdisi çiçekler, tepede erkek çiçekler bulunur. Ancak tabandaki çiçekler meyve verir. Muz meyveleri çekirdeksiz üzümde oldugu gibi disi çiçeklerden döllenmeksizin meydana
gelir. Meyveleri “hevenk” adini alan büyük salkimlar halindedir. Agaçlarda bir hevenk üzerinde 50-100 kadar meyve bulunabilir. Muzlar olgunlasmadan koparilir. Böylece bir müddet saklanabilmesi mümkün
olur. Muz agaçlari, tropikal bölgelerde serin ve rutubetli olan gölgeli yerleri severler. Muzun tropik bölgelerde yetistirilen çesitli türleri vardir. Bunlardan Musa paradisiaca ve Musa textilis en
meshurlarindandir.
Türkiye’de yetistigi yerler: Akdeniz bölgesi(Bilhassa Anamur, Alanya).
Kullanildigi yerler: Nisasta bakimindan zengin olan meyveleri olgunlastiktan (sarardiktan) sonra çig olarak yenir. Musa paradisiaca türünün meyveleri nisastaca çok zengindir. Çig olarak yenmeyen
meyveleri, un imâlinde kullanilir. Muz ayrica, Kemik gelisimini saglar, sinir zafiyeti ve yorgunlugu giderir. Böbrek ve mafsal iltihabinda, barsak hastaliklarinda faydalidir. Müzmin kabizlik çekenler
fazla yememelidir.
-------------------------------------------------------------------------------------
Nar
(Granatapfelbaum / Granadier / Pomegranate / Rümman / Punica granatum / Pommegranate / Grenadier) Haziran-temmuz aylarinda kirmizi renkli çiçekler açan, iki ile bes metre boylarinda agaççiklar.
Gövdeleri gayri muntazamdir. Yapraklar karsilikli, kisa sapli ve kirmizi kenarlidir. Çiçekler kismen sapsiz, tek tek ve birkaçi birarada bulunur. Çanak yapraklari kirmizi renkli, dökülmeyen ve
etlidir. Meyveleri küre seklinde ve portakal büyüklügünde, önceleri yesil, olgunlukta kirmizimsi renkte, derimsi kabuklu, çok tohumlu ve etlidir. Meyvenin yenen kismi, tohumlarinin etli ve bol
usâreli olan kabugudur.
Türkiye’de yetistigi yerler: Bati ve Güneydogu Anadolu.
Kullanildigi yerler: Bitkinin tohumlari meyve olarak yenildigi gibi, gövde-kök ve dal kabuklari ile meyve kabugu da tibbî olarak kullanilir. Kök ve gövde kabugu tanen, nisasta ve alkaloitler
(pelletierin) tasir. Nar meyvesi kabugu tanen, triterpenler ve az alkaloitler ihtivâ eder. Nar agaci kabugu çok eskiden beri bilhassa barsak seritlerine (tenyalara) karsi kullanilir. Yalniz
zehirlenmelere yol açabileceginden dikkatli olunmalidir. Nar meyvesi kabugu, ishale karsi (% 15’lik) çay hâlinde kullanilabilir. Ayrica yün iplikler, sarimsi renklere boyanabilir. Hadîs-i serîfte nar
meyvesi medhedilmistir: “Her narda bir damla cennet suyu vardir.” ve; “Nari içindeki zari ile beraber yiyiniz, çünkü mîdeyi temizler.” buyrulmaktadir. Nar, çarpintiya iyidir. Mîdeyi kuvvetlendirir.
Et kismi ile sikilip içilirse, safra söker, pekligi giderir.
------------------------------------------------------------------------------------------

Portakal
(Apfelsine / Orange / Apfelsinenbaum / Orangenbaum / Orangem) Turunçgillerden bir meyve. Akdeniz çevresinde ve sicaklik ortalamasi 23° ilâ -3°C arasinda olan yerlerde yetisen agaçlardir. Bu agaçlarin
meyveleri portakal adini alir. Portakal meyveleri tam yuvarlak veya yumurta seklindedir. Kabuklari sarimsi turuncu renkte, hos kokulu ve suyu mayhos tatlidir. Portakal agaci genellikle 2-3 m
boyundadir. Verdigi meyve de 500-600 civârindadir. Yapraklari sert ve düz kenarlidir. Kökleri derine iner. Portakal çiçekleri beyaz, bes çanak ve taç yaprakli olup hos kokuludur. Meyvelerin kabugunun
hemen altinda beyazimsi ve acimsi lezzette albedo kismi bulunur. Meyveleri sarimsi-kirmizi renkli çok gözlü ve gözleri etli tüylerle doludur. Meyve kabugu derimsi olup çok sayida salgi cepleri
tasirlar.
Portakalin çekirdekli ve çekirdeksiz çesitleri vardir. Çekirdeksiz cins olan Finike, Mersin ve Hatay’da yetisen “yafa portakali” kalin kabuklu ve uzunca meyvelidir. Kabuklarindan reçel yapilir.
Dörtyol portakali ise çekirdeklidir. Ince kabuklu ve suludur. Washington meshur olup çekirdeksizdir.
Türkiye’de yetistigi yerler: Güney Anadolu ve Dogu Karadeniz (Rize çevresi).
Kullanildigi yerler: Kabuklarindan portakal esansi elde edilir. Bundan dolayi kabuk, çiçek ve yapraklarindan parfümeride koku ve lezzet vermekte kullanilan uçucu yaglar elde edilir. Organik asitler,
sekerler ve C vitamini yönünden zengindir. Ayrica ilâçlarin terkibine de girerler. Portakal çiçeklerinin kaynatilmasindan elde edilen su, spazm giderir. Portakal kabuklarindan yapilan surup ise mide
hastaliklarinda kullanilir. Sogukalginligi, grip ve nezlede faydalidir. Atesi düsürür. Seker hastalarina faydalidir. Cildi güzellestirir.
-----------------------------------------------------------------------------------

vişne
(Sauerkirschbaum / Griottier / Morello cherry / Eksi kiraz / Prunus cerasus / Sour cherriy) Nisan-Mayis aylari arasinda beyaz renkli çiçekler açan, 2-10 m yüksekliginde agaçlar. Gövdeleri koyu gri
renkli ve dallar asagi dogru sarkiktir. Yapraklar kisa sapli, tüysüz, parlak yesil, kenarlari disli, ucu sivridir. Çiçekler yapraklardan önce açar ve kisa sürgünlerin ucunda, semsiyemsi çiçek
durumlari teskil ederler. Çiçek saplari uzun, çiçek tablasi çanak seklindedir. Meyve olgunlukta tek tohum ihtivâ eden, küre seklinde koyu kirmizi renkli, eksi lezzetli bir drupa tipidir. Vatani
Anadolu ve Balkanlardir.
Kullanildigi yerler: Meyvelerinde sekerler, elma ve limon asidi, vitamin A ve C, meyve saplari ve gövde kabugunda tanen ve potasyum tuzlari vardir. Visne agaci kabuklari kabiz edici ve ates düsürücü
etkiye sâhiptir. Meyve saplari ise idrar söktürücü olarak kullanilir. Meyveleri tâze olarak yenebildigi gibi, serbet, surup ve reçel imâlinde de kullanilir.
------------------------------------------------------------------------------------

Çilek yararları
(Kocayemis / Fragaria / Strawberry / Fraisier / Erdbeere / Fraise) Gülgillerden, saplari sürünge, çiçekleri beyaz bir bitkidir. Yemisi (Çilek) ilk zamanlar pembe olup, gelistikçe koyu bir renk ve
güzel kokulu bir hal alir.
Türkiye’de yetistigi bölgeler: Ege, Marmara, Karadeniz bölgesi.
Kullanildigi yerler: Vücudu kuvvetlendirir. Hasta olmayi önler. Idrar söktürür. Böbrek ve mesane hastaliklariin iyilesmesine yardimci olur. Mide ve barsak tembelligini giderir. Sinirleri
kuvvetlendirir. Hasta olmayi önler. Barsak kurtlarini döker. Atesi düsürür. Cilde tazelik ve güzellik verir. Distaslarini eritir. Midesi zayif olanlar suyunu içmelidir. Bazi kimselerde allerji
yapabilir.
-----------------------------------------------------------------------------------

Üzüm
(Trauben / Raisin / Grapes / Ineb ) Asmanin meyvelerine verilen isim. Üzümler genellikle asmada yetistirilir. Hemen hemen her toprakta yetisir. Fakat bakimi zordur. Aksi halde külleme vs. gibi
hastaliklar olur. Verim ve kalite düser. Üzümün sekli, rengi ve büyüklügü çesitlerine göre degisir. Çekirdekli veya çekirdeksiz cinsleri vardir. Olgun üzüm meyveleri yesil, sari veya mor renklerde
olabilir. Memleketimizde üzüm çesitlerinin basinda razaki, çavus, kürt, müsküle, misket, keçi memesi, çekirdeksiz, yapincak gelir. Bilhassa Trakya, Marmara ve Ege bölgeleri üzüm yetistiriciligi
bakimindan oldukça önemlidir. Güneydogu Anadolu (G. Antep) bölgesinde de üzüm yetistiriciligi çok ileridir. Dogu Anadolu bölgesinde (Elazig, Erzincan, Igdir) iyi cins üzümler yetistirilmektedir.Çam
Kabugu ve üzüm Çekirdegi Ekstresi
Kullanildigi yerler: Üzüm iyi bir gida maddesidir. Üzüm, sekerler, organik asitler, B ve C vitaminleri, tanen tasir. Tipta idrar arttirici, sindirim kolaylastirici, müshil ve kuvvet verici olarak
kullanilir. Hamilelerin bulantilarini önler. Kabizligi giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Kanı temizler. Sismanlikta faydalidir. Cildi güzellestirir. Mide ülseri, gastrit, karaciger, dalak hastaliklari,
romatizma ve mafsal iltihaplarinda faydalidir. Tâze üzümün sikilmasiyla elde edilen usareye sira denir. Kuvvet verici ve gidâ olarak kullanilir. Siranin isitilarak koyulastirilmasiyla pekmez, bunun
da yogunlastirilmasiyla bulama elde edilir.
---------------------------------------------------------------------------------------

Şeftali
(Pfirsichbaum / Pêecher / Peach tree / Prunus persica / Peach) 3-5 m boylarinda bir meyve agaci. Bitki, meyveleri için yetistirilir. Meyveler 5-10 cm çaplarinda, yuvarlak tatli sulu ve hos kokuludur.
Vatani Çin’dir. Iran’a, sonra da Anadolu’ya geçmistir. Avrupa’ya da Anadolu’dan yayilmistir.
Akdeniz bölgesinde yetistirilen çesitleri: Flardasun, early amber, sâhil seridinin dis kisminda springtime.
Ege ve Güney Dogu Anadolu bölgesinde yetistirilen çesitler: Precocissima, sâhil seridinde springtime, early red, dixierd, candinal, starking delicious, redhaven (R-1), redglobe, J.H. Hale
Rio-oso-gen, Monroe, triogen, laring, glohaven, cresthaven,
Marmara Bölgesi ve Tokat, Samsun ve Amasya bölgesinde yetistirilen çesitler: Dixierd, redhaven (R-1), redglobe, laring, glohaven, cresthaven, blaka J.H. Hale Rio-oso-gen, monroe.
Kullanildigi yerler: Çiçekleri kabizligi giderir ve barsak solucanlarini düsürür. Meyvesi hazmi kolaylastirir. Idrar yollarini temizler. Bol mimktarda idrar söktürür. Basur memelerinden dogan
sikayetleri giderir. Safra kesesi ve böbrekler için faydalidir

Bamya:
(Okra / Ocker / Bamia / Gombo / Bamias / Okra / Gumbo) Mutedil iklimlerde yillik, sicak iklimlerde ise, bir kaç defa yetistirilebilen, boyu 1-2 metreye kadar uzayan, yapraklari asma yapragina
benzeyen, meyvesi bes bölmeli, tohumlari yuvarlak ve yesilimtrak gri renkte bir sebze.
Türkiye’de yetistigi yerler: Memleketimizde sebze olarak hemen her yerde yetistirilmektedir. Akdeniz çevresi, en müsait ve önemli yetisme bölgesidir. Türkiye’nin Erzurum, Kars gibi soguk ve yüksek
yerleri hariç, hemen hemen her yerinde yetistirilebilmektedir. En çok Akdeniz ve Ege bölgesindeki ovalar ile Amasya’da ziraati yapilir. Memleketimizde, Sultani, Amasya ve Balikesir bamya çesitleri
taninmistir.
Kullanildigi yerler: Faydali bir sebzedir. Yas veya kuru olarak sarf edilir. Konserveleri de yapilir. Meyveleri müsilajlidir. Kabizlik tedavisi ve barsaklarin düzenli çalismasi için faydalidir.
--------------------------------------------------------------------------------------

Enginar:
(Artischocke / Artichaut / Artichoke / Cynara scolymus / Cynara / Artichaut cynaria scolymus) Haziran-temmuz aylari arasinda, mavi-mor renkli çiçekler açan, 50-150 cm boyunda çok senelik otsu bir
bitkidir. Killi, kumlu ve rutubetli topraklarda yetistirilir. Gövdeleri dik, kuvvetli, sert ve boyuna olukludur. Yapraklari sapsiz, büyük, uzun-oval ve parçalidir. Çiçekler üst yapraklarin
koltugundan çikan, uzun saplarin ucunda büyük basçiklar halinde toplanmistir. Çiçek tablasi etlidir. Hepsi tüp seklinde olan çiçekleri ve bunlarin aralarinda bulunan tüyleri tasir.
Türkiye’de yetistigi yerler: Marmara ve Ege bölgesinde bahçelerde yetistirilir.
Kullanildigi yerler: Bitkinin sebze olarak kullanilan kismi, çiçek tablasi ile tâze dip yapraklari ve kökleridir. Yapraklar ve kökte eynarin isimli aci bir madde, inulin, tanen ve filavon bünyesinde
bir glikozit vardir. Tâze yaprak ve köklerinden yapilan hulâsa ve tâze yapraklardan hazirlanan çay, safra çogaltici ve idrar arttirici olarak karaciger hastaliklarinda kullanilir. Kanda kolesterini
azaltir. Ates düsürücü ve istah açici tesirleri vardir. Ayrica, idrar söktürür, bedeni ve ruhi bitkinligi giderir, romatizma ve seker hastaliklari için faydalidir.
--------------------------------------------------------------------------------------

Havuç:
(Mohrrübe / Carotte / Carrot / Daucus corota ) Kökleri sebze olarak yenen iki yillik bir kültür bitkisidir. Havucun vatani Orta Avrupa’dir. Yabânî olarak Avrupa, Kuzey Afrika ve Asya’da rastlanir.
Memleketimizde de rastlanmaktaysa da kültür havucu özelliginde degildir. Bitki 1-1,5 m kadar boylarinda, az dalli, parçali yapraklidir. Çiçekleri yazin açan küçük, beyazimsi renkli semsiye durumunda
toplanmislardir. Elverisli topraklarda ana kök bir metre kadar derine inebilmektedir. Havucun kazik seklindeki etli kökleri kültür sâyesinde meydana gelmistir. Havucun açik sari-turuncu renkteki dis
kismi kabuk kismidir. Kök meyveleri farkli türleri sebebiyle çesitli sekil ve büyüklüktedir. Koyu sarimsi-turuncu renkte olan iç kismi odun dokusuna tekâbül etmekle birlikte genellikle parankimatik
hücrelerden yapilmistir.
Türkiye’de yetistigi yerler: Dogu Anadolu hâriç bütün Anadolu.
Kullanildigi yerler: Bitkinin tohumlari ve kazik kökleri (havuç) kullanilir. Tohumlar eterik yag ihtiva eder ki, bu da geraniol elde etmekte kullanilabilir. Ayrica konserve ve parfümeri sanâyiinde
kullanilir. Kültür kök meyveler likopin, karotin provitamin A, B1, B2, C vitaminleri, % 7 oraninda seker, % 29 kadar fosfor ve mâdenî tuzlar ihtiva eder. Bu kök meyveler ham madde olarak karotin elde
etmede, gida olarak tâze ve tursu hâlinde kullanilir. Provitamin A, vücutta vitamin A hâline geçer. Vitamin A, hastaliklara karsi mukâvemet kazandiran, göz ve cilt hastaliklarini önleyen çok faydali
bir maddedir. Tâze havuç, günes yaniklari vakalarinda lapa hâlinde kullanilir. Havuç unu ve suyu çocuklarin beslenmesinde çok faydalidir.
-------------------------------------------------------------------------------------

Ispanak
(Spinat / Spinach / Spinacia oleracea) Kis sebzesi olarak yetistirilen, iki evcikli, kazik köklü, otsu bir bitkidir. Mutedil, serin rutubetli havalardan hoslanir. -5 dereceden sonra zarar görmeye
baslar. Kurak ve sicaklik ise yapraklarini sertlestirip tohuma kalkmasini tesvik eder. Bu sebeble ziraati sonbahar ile ilkbahar arasinda yapilir. Bir sap üzerinde salkim durumunda sarimsi renkte
çiçekler açar. Çiçeklerin taç yapraklari yoktur. Erkek ve disi çiçekler ayri ayri bitkilerde bulunur. Sâyet ispanak zamaninda toplanmazsa tohuma kaçar ve kartlasir. Memleketimizde sonbaharda ekimi
yapilir. Iki-üç ay içerisinde ürün alinir. Kumlu-killi ve gübreli topraklarda iyi ürün alinabilir. Dikenli ve dikensiz tohumlu iki çesidi vardir.
Dikenli ispanak: Tohumlari köseli ve dikenli, yapraklari yirtmaçli, uçlari ise mizrak gibidir. Kisa dayanikli (-8, -10 dereceye dayanir), lezzetlidir.
Dikensiz ispanak: Tohumlari dikensiz, yuvarlakça, yapraklari genis ve yirtmaçsiz ince naziktir. En fazla ekilen bu çesittir.
Türkiye’de yetistigi yerler: Sebze olarak heryerde yetistirilir. Anavatani Kafkasya ve Afganistan’dir.
Kullanildigi yerler: Içinde A,B,C,D vitaminleri vardir. Proteince de zengindir. Daha çok sebze olarak, pisirilerek veya salata hâlinde yenilir. C vitamini ve demirce zengin bir kis sebzesidir.
Vücudun dayanikliligini artirir. Agiz, bogaz ve gögüs hastaliklarinda faydalidir. Hamilelerde özellikle tavsiye edilir. Kansizligi giderir ve ruhi çöküntüyü azaltir.
-------------------------------------------------------------------------------------

Kabak
(Küerbis / Courge / Gourd / Cucurbita / ) Bir yillik, sürünücü otsu bir bitki. Gövdeleri tüylü sürünücü olup, silindir biçimindedir. Kökleri uzun ve ig seklindedir. Yapraklar tüylü, büyük, böbrek
veya kalp seklinde, bes parçali, uzun saplidir. Çiçekler tek eseylidir. Erkek çiçekler sarimsi renkte büyük, disi çiçekler daha küçüktür. Meyveleri çesidine göre küremsi, silindir veya yumurtamsi
sekillerde ve saplidir. Meyve kabugu ince veya kalin, yumusak veya serttir. Meyveleri çok tohumludur. Kabak, bir sicak ve mutedil bölge bitkisidir. Memleketimizde birçok kabak türü ve bunlarin
varyeteleri ekilmektedir. Bilhassa sakiz kabagi (Cucurbita pepo) ve kestane kabagi (C. maxima) veya helvaci kabagi önemli olup tibbî olarak da kullanilmaktadir.
Türkiye’de yetistigi yerler: Memleketimizde kültür olarak yetistirilir.
Sakiz kabagi (C. pepo): Gövdeleri boyunca keskin çizgili, yapraklari bes sivri parçalidir. Meyveleri silindir veya yumurtamsi olup, kalin ve sert kabukludur. Beyaz etli, makbul bir kabaktir. 20-30 cm
kadar uzunluktadir.
Kestane kabagi-Helvaci kabagi (C. maxima): Gövdeleri silindir biçiminde, yapraklari böbrek seklinde ve tüylüdür. Meyveleri basik küremsi, sapli, ince kabukludur. Pisirildiginde kabuklari yumusar ve
zar gibi soyulur. Kirmizi etli kisminda sekerli ve nisastali maddeler vardir. Yemegi ve tatlisi yapilir.
Kullanildigi yerler: Her iki türün tibbî olarak kurutulmus tohumlari kullanilir. Tohumlarinda sâbit yag ve peporesin vardir. Tohumlari (çekirdekleri) tenya ve kurt düsürücü olarak bilhassa çocuklarda
kullanilmaktadir. Tohumlar dis kabuklarindan ayrilarak dövülür, sekerle karistirilarak verilebilir. Ortalama doz çocuklarda 40 gr büyüklerde takriben 100 gr’dir. Kabak çok besleyici özelliktedir C ve
B1 vitamini ihtiva eder. Pisirilen etli kismi yiyecekten baska çiban ve sis yerlere lapa olarak da tatbik edilir.
Diger kabak çesitleri sunlardir:
Bal kabagi: Kestane kabaginin bir cinsidir. Eti saridir.
Lif kabagi (Luffa cylindrica): Meyvelerinin iletim demetleri xxx bir ag teskil eder. Bu sebeke, meyve soyulup kurutulduktan sonra, sünger gibi kullanilir.
Su kabagi (Lagerneria vulgaris): Meyvelerinin yarisi siskin, yarisi dardir. Bu sebepten su kabi olarak veya ortadan boyuna kesilip kurutulduktan sonra masrapa seklinde kullanilmaktadir.
Dikenli kabak (Sechium edule): Vatani Orta Amerika olan, memleketimizin güney bölgesinde yetistirilen çok yillik bir bitkidir. Meyveleri etli ve büyük bir armut seklinde, bes dilimlidir. Içinde bir
büyük tohum vardir. Meyveleri pisirildikten sonra sebze olarak yenir
-----------------------------------------------------------------------------------

Karnabahar:
(Blumenkohl / Chou-fleur / Cauliflower / Karnabit / Brassica oleracea var / Bortytis / Cauliflower) Lahananin bir çesidi. Lahanada yapraklar sebze olarak kullanildigi halde, karnabaharda yenilen
kisim genç çiçek tomurcuklari ile çiçek durumu eksenidir. Karnabahar beyaz renkte bir sebzedir. Bunun sebebi de çiçek durumunun büyük örtü yapraklari ile kapali kalmasindandir. Fosfor ve vitamin
bakimindan zengindir.
Türkiye’de yetistigi yerler: Ege, Akdeniz, Marmara bölgelerinde sebze olarak yetistirilir.
Kullanildigi yerler: Zihin yorgunlugunu giderir. Afrodizyak özelligi vardir. Cinsel gücü artirir. Sinirleri kuvvetlendirir. Idrar söktürür. Dalak hastaliklarina iyi gelir. Seker hastalarina faydali
oldugu bilinir
----------------------------------------------------------------------------------

Lahana
(Kopfkohl / Chou / Cabbage / Brassica oleracea / Chou commun) Sari veya beyaz çiçekli, yillik, iki yillik ve çok yillik, çogu Akdeniz çevresi memleketlerinde yetisen ve yetistirilen bir kis sebzesi.
Mutedil-serin, sisli, yagisli, rutubetli iklimleri sever. Fazla sicak ve kuraklik, lahananin göbek baglamasini güçlestirir, yapraklari sertlestirir. Killi, derin, serin ve kuvvetli toprak ister.
Azotlu gübrelere ihtiyâci fazladir. Kolay göbek baglamasi kisa daha iyi dayanabilmesi, kendine has tadi olmasi için, fazla miktarda potas’a ihtiyaç duyar. Lahana, çogu Avrupa ülkelerinde yaygin
olarak yetistirilir. Eskiden beri, kisin sebze olarak yenilir. Kis soguklarina oldukça iyi dayanabilen bir bitkidir.
Lahana cinslerini söyle siralayabiliriz:
1. Kelle (bas) lahana: 2-6 kg agirligi olan, en çok yetistirilen bir çesittir.
2. Kantar lahana: Orta, Güney ve Güneydogu Anadolu’nun bâzi yerlerinde ekilir. Tânesi 15-30 kg gelebilir.
3. Brüksel lahanasi: Uzun gövdesine siralanmis olan yapraklarinin diplerinde bir findik veya ceviz büyüklügünde göbek baglamis yumrulardan istifade edilir.
4. Kara lahana: Karadeniz sahilinde pek fazla yetistirilir. Göbek baglamaz, körpe yapraklari çok lezzetli, baharli, istah açici, sifâlidir.
5. Kirmizi lahana: Yapraklari kirmizi renktedir. Fazla iri olmaz. Siki göbek baglar.
6. Karnabahar: Lahananin bir çesidi sayilabilir. Lahananin yapraklarindan, karnabaharlarin çiçeklerinden faydalanilir. Karnabahar daha lezzetli, besince daha kuvvetlidir.
Türkiye’de yetistigi yerler: Yabânî olarak Akdeniz bölgesidir. Kültürü her yerde genis çapta yapilmaktadir.
Kullanildigi yerler: Lahananin çesitli tipleri pisirilerek yenildigi gibi pisirilmeden salata yerine yahut tursusu yapilarak yenir. Kalori bakimindan pek zengin olmamakla beraber, vitamince
zengindir. A,B,C vitaminleri bol bulunur. Lahana tohumlari kurt düsürücü ve idrar söktürücü olarak kullanilir. Tohumlarindan kolzayagi elde edilir. Ayrica, haslanarak yenilirse mide ve barsak
yaralarini yumusatir. Vücudu hastaliklara ve özellikle kansere karsi korur. Ses kisikligini giderir. Guatr olanlar yememelidir.
--------------------------------------------------------------------------------------

MAYDANOZ (Detroselinum sativum)
Maydanoz bir provitamin A (Beta karoten ) kaynağıdır. Bu özelliği ile görme gücüne, kılcal damar sistemine, adrenal bezine ve troid bezine iyi gelir. Ayrıca potasyum, kükürt, kalsiyum, magnezyum ve
klorin yönünden de zengindir. Maydanoz suyundaki yüksek klorofil miktarı kanı arttırarak oksijeni metabolize eder ve böbreklerin, karaciğerin, idrar yollarının temizlenmesine yardım eder. Sindirim
enzimlerini uyararak sindirim rahatsızlıklarını dindirir. İnce barsaktaki peristaltik hareketleri arttırır. Bir tutam maydanoz günlük C Vitamini ihtiyacının çoğunu karşılar.
*Kanı temizler, kansızlığa, mesane iltihaplanmasına ,kum, böbrek taşı ile tansiyona,şişmanlığa,böbrek ve karaciğer rahatsızlıklarına,damar sertliğine etkilidir. Maydanoz suyuna bal ve limon ilave
edilerek günde 1-2 bardak içilir. Böbrek rahatsızlıklarında; 4 bardak suya 1 demet maydanoz yıkanır konur, 5 dakika kaynatılır, süzülür, günde 3 kere 1'er çay bardağı içilir.
*Tohumları idrar ve safra söktürücü, adet kanamalarını kolaylaştırıcı nitelikleri vardır. Maydanoz,aybaşı sancılarını keser, adetleri düzenler, ağrıları giderir, akıntıları keser.Barsak
solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Gazın dışarı atılmasını sağlar.
*Grip ve nezleyi geçirir, balgam söktürür, terletir, ateş düşürür.Kan şekerini normal seviyede tutar, kansere karşı koruyucudur, vücuttaki zehirli maddeleri dışarı atar, romatizma hastalığına ve
sarılığa iyi gelir.
*Yatmadan önce ağızda çiğnenen bir demet maydanoz rahat uyumayı sağlar. Bulantılarda ve nefes darlığında bir tutam maydanozu iyice çiğneyerek yutmak kişiyi rahatlatır.
*Anne sütünü azaltır. Emzikli kadınların süt kanalı tıkanmalarında maydanoz lapası uygulanır. Yara, kesik ve morartıları iyileştirir. Kulak ve diş ağrısına iyi gelir.
*Afrodizyaktır
*Sivilceli,lekeli,pürüzlü ve kırışık ciltlerde parlaklılık ve pürüzsüzlük verir.
2 bardak kaynatılmış suda, 1 demet yıkanmış maydanoz sapları ile beraber üstü kapalı olarak kısık ateşte 5 dk. Kaynatılır.20 dk. Demlenmeye bırakılır süzülür.Böylece etkili cilt losyonu ve lapası
elde edilir.Temiz cilde lapası sürülüp 20 dk bekletilir,sonra süzülen maydanoz suyu ile cildi yıkanır.Her gün günde birkaç kez uygulanır.
*Saçları besler,parlatır, dökülmeyi yavaşlatır. Saçlar maydanoz suyu ile yıkanır.
*Arı ve haşarat sokmalarında sokulan yere sürülürse ağrıyı giderir
KULLANILIŞI
Birkaç taze yaprak, bir litre suda kaynatılarak günde iki fincan içilir. Kuru yapraklardan elde edilen toz, günde iki tutam içilebilir. Kompres ve gözler için losyon ve şampuanı yapılır.
Astım, menopoz, ağrılı adet görme ve öksürük için yukarıdaki kaynamaya birkaç kök ve yarım avuç tohum atılarak el ayak banyoları yapılır.
Lapası kıyılmış yapraklardan yapılır.
*Şeker hastalığında: 3 demet maydanoz ezilir, 6 bardak suya konulur, üstü kapatılır, 30 dakika demlemeye bırakılır, sonra süzülür, üzerine 1,5 su bardağı taze sıkılmış limon suyu ilave edilir. Her
gün sabahları aç karnına 1 bardak içilir. .
*UYARI:Maydanoz suyu 60 gr'dan fazla ve tek başına içilmemeli. Havuç-elma suyuyla içilebilir. Böbrek iltihabı olanlar yememelidir.
--------------------------------------------------------------------------------------

Pancar:
(Mangold / Zuckerrübe / Betterave / Beet / Beta vulgaris) Dogu Akdeniz sâhillerinde yabânî olarak yetisen, ince köklü, bir veya iki yillik otsu bir bitki. Yapraklari etli, alt kisimlarda sapli ve
büyük, üst kisimlarda ise sapsizdir.
Bu bitkiden elde edilmis olan kültür sekilleri sunlardir:
Sekerpancari (Beta vulgaris var altissima): Kökleri büyük, etli bir yumrudur. % 12-20 oraninda sakkaroz tasir. Memleketimizde kültürü yapilarak, seker eldesinde kullanilir. (Bkz. Seker)
Kirmizi Pancar (Beta vulgaris var. esculenta): Kökleri yuvarlak bir yumru seklindedir. Antosiyan bakimindan zengindir. Sebze olarak kullanilir.
Pazi (Beta vulgaris var. Cicla): Yapraklari büyük olan bir sebze bitkisidir. Ayni ispanak gibidir. Sindirimi kolay ve bol vitaminli oldugundan besleyicidir.
Yem Pancari (Beta vulgaris var. rapa): Kirmizi pancara benzer. Besin degeri azdir. Daha çok hayvan yemi olarak kullanilir.
Türkiye’de yetistigi yerler: Anadolu ve Trakya’da.
Kulanildigi yerler: Halk hekimliginde kirmizi pancar kullanilir. Karacigerin düzenli çalismasini saglar. Kansizligi giderir. Seker hastaligi ve vereme karsi korur. Mide ve barsaklari kuvvetlendirir.
Sinirleri yatistirir.
-------------------------------------------------------------------------------------

Patlıcan
(Aubergine / Aubergine / Aubergine / Eggplant / Solanum melongena) Sebze olarak yenilen, mor renkli, uzunca silindirik veya yuvarlak bir yaz sebzesidir. Vatani tropik Hindistan’dir. Sicak
memleketlerde yetistirilir. Orta ve kuzey Avrupa’da çok az taninmis olmasina ragmen, memleketimizde yazin çok yaygin yenen bir sebzedir. Patlicanin uzunca olanlarina daha çok kemer patlicani,
yuvarlak olanina tophâne veya bostan patlicani adi verilir. Patlicanin az çekirdekli veya çekirdeksiz ve eti yumusak olani makbuldür. Çesitli yemekler ve tursusu yapilir. Özellikle zeytinyagli
yapilarak yenmesi tevsiye edilmektedir.
Kullanildigi yerler: Kansizligi giderir. Karaciger ve pankreasin düzenli çalismasini saglar. Kilo vermeye yardimci olur. Böbrek yanmalari ve agrilarini keser. Sinirleri yatistirir. Kalp
çarpintilarini giderir. Cilt hastaliklari, seker, mide, barsak ve karaciger hastaliklari asiri derecede olanlar yememelidir.
------------------------------------------------------------------------------------

Pırasa
(Porree / Poireau / Leek / Allium porrum) Kök ve gövdesi toprak altinda bulunan, sarmisaga benzeyen bir kis sebzesidir. Yapraklari serit seklinde ve uzun olup, toprak üstünde gelisir. Çiçekler bir
sapin tepesinde bulunur. Bitkinin sebze olarak kullanilan kismi, gövdesi ve boru seklindeki yapraklaridir. Pirasanin bilinen ve kullanilan birkaç çesidi vardir. Yöreye göre de isim alirlar. En iyi
pirasa olarak uzun ve beyaz yaprakli olan kamis pirasasi, Istanbul’da Kartal pirasasi adiyla bilinir. Bursa havalisinde de Inegöl pirasasi olarak taninir. Her yerde yaygin olarak yetisen kara
pirasanin boyu daha kisa ve yapraklari yesildir.
Kullanildigi yerler: Sebze olarak yemegi yapilir. Besin degeri sogana göre azdir. Surubu gögsü yumusatir, öksürügü keser. Mide rahatsizliklarini iyi gelir. Üremi ve idrar tutuklugunda faydalidir.
Sinirleri kuvvetlendirir. Kabizligi giderir. Pirasa suyu, yüzdek isivilce ve lekelere faydalidir. Ari sokmasinda da kullanilir.
--------------------------------------------------------------------------------------

Soğan
(Zwiebel / Olignon / Onion / Basaliye / Allium cepa) Haziran-agustos aylari arasinda yesilimsi veya pembemsi renkli çiçekler açan, 30-100 cm boylarinda, çok yillik otsu ve soganli bir bitki.
Yapraklar boru seklinde, içi bos, mavimsi-yesil renklidir. Çiçekler küre seklindeki baslarda semsiye durumunda toplanmislardir. Tohumlari siyah renkli, köseli ve küçüktür. Sogan çok eskiden beri
bilinen kültür bitkilerinden biridir. Sümerler döneminden beri yetistirildigi ve kullanildigi, târihî belgelerden anlasilmaktadir. Sogan, degisik sekilli, üzeri zarimsi bir kabukla kapli, yakici
lezzetli ve özel kokuludur. Kültür çesitlerine göre sekil ve büyüklükleri degismektedir. Türkiye’de sogan üretimi yapilan bölgelerin basinda Karacabey ve havâlisi gelmektedir. Bu bölgede zirâati
yapilan sogan çesitleri Kantartopu, Imrali veYalova 12’dir. Kantartopu yuvarlak, hafifçe basik, kirmizi kabuklu ve depolamaya dayaniklidir. Imrali ise uzunca oval, kirmizi-kahverengi kabuklu,
lezzetli ve bu bölgede tutulan bir çesittir. Yalova 12, sari sogan olarak da adlandirilir ve kantartopu çesidinden seleksiyon yoluyla elde edilmis beyaz etli, göbekli bir çesittir.
Kullanildigi yerler: Sogan çok eski çaglardan beri yemeklere çesni veren bir sebzedir. Yesil yapraklari ve kuru yumrulari kullanilir. Soganin içinde C vitamini bulunur ve besleyici ve istah açici bir
besindir. Içinde bulunan kükürtlü bir madde sogana acilik verir, gözleri yakar ve yasartir. Sogan, mikroplara karsi koyma gücünü arttirdigindan, bir memlekete gelenin önce biraz çig sogan yemesi
sihhati için iyidir. Sogandan sonra kereviz veya sedefotu yenirse, fena kokusu gider. Sogan, birçok faydayi bereberinde getiren bir bitkidir. Idrar söktürür. Idrar tutuklugu ve damar sertliginde
faydalidir. Böbreklerdeki kum ve taslarin düsürülmesine yardimci olur. Zihin yorgunlugunu giderir. Iktidarsizlikta faydalidir. Afrodizyak (Cinsel gücü artirici) özelligi vardir. Öksürük söktürür,
bronslari temizler. Akciger hastaliklari, astim nöbeti, grip ve soguk alginliginda faydalidir.
----------------------------------------------------------------------------------

Turp
(Rettich / Radieschen / Radis / Radish / Hilb / Raphanus / Raphanus sativus) Sari çiçekli, kültürü yapilan bir yillik bitkiler. Birçok çesitleri kökü veya tohumu için yetistirilir. Salata olarak
yenen bir sebzedir.ÊBitkinin yenen kismi da etli olan kazik kökleridir.
Kullanildigi yerler: Tohumlari % 35-50 yag tasir. Uyarici, istah açici, safra söktürücü ve mikroplarin üremesini önleyici özelliklere sâhiptir. Eski târihlerde salgin hastaliklara karsi önleyici
olarak turp verildigi bilinmektedir. Kazik kökleri sebze olarak yenir.
Memleketimizde birçok turp çesidi yetistirilmektedir.
Karaturp (Raphanus sativus var. niger): Kökleri yumruk büyüklügünde, üzeri siyahimsi kabuklu, içi beyaz renklidir. Hardal esansi ve C vitamini ihtivâ eder. Kökleri salata olarak yenir. Istah açici,
idrar ve safra söktürücü etkileri vardir.
Kirmiziturp (Raphanus sativus var. radicula): Bu çesidin kökleri ceviz büyüklügünde üzeri parlak kirmizi renklidir. Hardal esansi, C vitamini tasir. Salata olarak yenir. Kuvvet verici, istah açici ve
balgam söktürücüdür.
Yabanîturp (Raphanus raphanistrum): 20-50 cm boylarinda, sari çiçekli, Anadolu’da yabânî olarak yetisen, tüylü ve otsu bir bitkidir. Kökü ve yapraklari hardal esansi tasir. Istah açicidir.
----------------------------------------------------------------------------------------

Yer elması
(Topinambur / Erdschocke / Topinambour / Hélianthe tubéreux / Jerusalem artichoke / Canada potato) Toprak altinda patates gibi yumrulari olan bir sebze bitkisi. Vatani Kuzey Amerika olmakla berâber
Avrupa ve Türkiye’de sebze olarak yetistirilir.
Kullanildigi yerler: Besin maddesi olarak inulin ihtivâ eder. Besin degeri patatese yakindir. Karbonhidrat miktarinin düsük olmasi sebebiyle seker hastalarinin kullanabilecegi iyi bir besin
kaynagidir. Süt arttirici ve safra söktürücü etkisi de vardir. Haslanarak sebze olarak yenir. Bol idrar söktürür. Kabizligi giderir. Anne sütünü artirir.
En beklenmedik zamanda biten bataryaların ömrü, alınacak basit birkaç önlemle eskisinden daha uzun duruma getirilebilir.
Gün içerisinde en lazım olduğunda biten şarj, cep telefonunu bizim için kimi zaman en sevimsiz dost haline getirebiliyor. Bazen iş görüşmesinin ortasında, bazen ulaştırılması gereken acil bir haberin
girişini karşı tarafa bidirdikten sonra sessizliğe ve geçici karanlığa bürünen cep telefonları, yanımızda yedek batarya bulundurmuyorsak bizi istenmeyen durumlar ile yüz yüze bırakabiliyor.
Bu olası sorunu ortadan kaldırmak ya da en düşük seviyeye indirmek için birkaç basit önlem almak yararlı olabilir. Bir anlamda batarya yönetimi olarak da anlatacağımız önlemler ve ipuçları, gün
içinde bataryanın güç seviyesinden daha az endişe etmenizi sağlayacaktır.
KULLANILMAYAN ÖZELLİĞİ KAPATIN
Cep telefonlarının artan işlevselliği,beraberinde birçok da yeni özellik getiriyor. Artan sayıdaki bu özelliklerin her birinin çalışabilmek için pilin gücünü tükettiği göz önünde bulundurulmalı. Her
ne kadar çoğu cep telefonu, kullanılmayan özellikleri otomotik olarak bekleme durumuna geçirse de; menüdeki “araçlar” ve “ayarlar” seçeneklerinden kullanılmayan özellikleri manuel olarak kapatmak pil
ömrüne katkı sağlayacaktır.
PİL CANAVARI BLUETOOTH
Pil ömrünü en çok tüketen özelliklerden olan Bluetooth, kimi zaman unutma nedeni ile kimi zaman da bilerek açık bırakılır. Bluetooth kulaklık kullanılmıyorsa ya da dosya transferi yapılmıyorsa, bu
özelliğin açık bırakılmasının pili erken tüketmekten başka bir anlamı bulunmuyor.
EKRAN PARLAKLIĞINI AZALTIN
Pil ömrünü çalan bir diğer özellik de ekran parlaklık düzeyidir. Telefon ilk satın alındığında genellikle en parlak düzeye ayarlı olarak gelen bu ayar azaltıldığında pil süresinde tasarruf sağlanır.
Görüntü ayarları ile pil tasarrufu sağlamanın diğer bir yolu da arka plan aydınlatmasını mümkün olduğu kadar kısa süreye ayarlamaktır. 15 saniye ya da daha kısa süreye sahip arka plan aydınlatması,
pil süresinin uzamasına katkı sağlaycaktır.
SADELİK VE SESSİZLİK UZUN YAŞATIR
Ekran koruyucular ve dinamik masaüstü resimleri de pil süresini azaltan unsurlar arasında geliyor. Bununla beraber yüksek zil seviyesi ve titreşim özelliği de aynı şekilde daha fazla enerji tüketen
özellikler arasında bulunuyor. Gerekmediği sürece bu özelliklerin etkinleştirilmemesi, size zamansız biten batarya problemini daha az yaşatacaktır.
GPRS, 3G ve Wi-Fi BAĞLANTILARINI SÜREKLİ AÇIK TUTMAYIN
Uzun pil süresi için, internet gezintisi sağlayan bağlantılardan da gerekmediği sürece feragat etmek gerekiyor. Sürekli açık tutulan bir GPRS bağlantısı, pilin gücünü hızla tüketecektir. Bunun için
GPRS ayarları yaparken “sadece gerektiğinde” özelliğini seçmeyi unutmayın. Aksi takdirde sizin internetteki işleminiz bitmesine rağmen bağlantı devam edecektir. Aynı kural, EDGE, Wi-Fi ve müstakbel
3G uygulamaları için de geçerlidir.
GİZLİ PİL DÜŞMANI: ZAYIF KAPSAMA ALANI SİNYALİ
Sürekli şebeke arayan bir cep telefonunun tükettiği güç, bataryanın erken tükenmesinin sebeplerinden biridir. Düşük şebeke sinyali bulunan kapasama alanındaki bir cep telefonu, yakında bulunan bir
baz istasyonuna bağlanırken harcadığı enerjiden daha fazlasını tüketir. Bu nedenle şebeke sinyal gücünün az olduğu ofis ve ev gibi ortamlarda batarya ömrü daha çabuk sona erer. Bu süreyi uzatmak
için, telefon konuşmalarını yaparken sinyal gücü göstergesinin en azından üç ya da daha üst seviyede olmasına dikkat etmek şarjın dayanma süresini artıracaktır.
Bunun yanısıra eğer; yeraltı gibi kapsama alanı dışında bir yerde telefonu kapalı duruma getirmek, bataryanın gereksiz yere güç tüketimini engelleyecektir. Bu tür durumlarda sadece kapsama alanına
dahil olabileceğini düşündüğünüz noktalarda telefonu açıp denemek, en mantıklı çözüm olacaktır.
PİLİNİZİ TANIYIN: LİTYUM PİLLER İLE NİKEL PİLLER ARASINDAKİ FARKLAR
Günümüzde cep telefonlarında nikel pillere oranla lityum piller daha yaygın olarak kullanılmaktadır. İlk kullanımdan önce nikel pillerin 10 saat şarj edilmesi gerekirken, şarj süreci lityum pillerde
cep telefonu pilin dolduğunu belirtene kadar devam eder.
BİTMESİNİ BEKLEMEDEN DÜZENLİ ŞARJ
Lityum pilleri, nikel pillere göre avantajlı kılan en önemli nokta, hatırlama özelliğine sahip olmamasıdır. Nikel pillerde bulunan bu özellik, pil rastgele şarj edildiğinde ve tam bitirilmeden tekrar
şarj işlemine tabi tutulduğunda ortaya çıkar. Bu tür şarj işleminden sonra, pil içerisinde oluşan kristaller pilin performansını düşürür. Lityum pillerde istenen zamanda şarj işlemi yapılabilir.
Pilin tamamen bitmesini beklemeye gerek yoktur. Pil süresi üçte bir seviyesine geldiğinde yapılan düzenli şarj, pil ömrüne katkıda bulunacaktır.
PİLİ ÇOK UZUN SÜRE ŞARJ ETMEYİN, GÜNEŞTE BIRAKMAYIN
Lityum piller, içlerinde fazla ısınmaya karşı koruma sağlayan devre bulundurduğu için gece boyunca ya da bir kaç gün şarjda kalmaları ısınma problemini ortaya çıkarmaz. Fakat bu süre bir hafta gibi
uzun bir süreye çıkınca ısınmaya sebeb olur ve pile zarar verir. Aynı sorun, pil güneş ışınlarına maruz bırakıldığında ya da kaloriferin üstüne bırakıldığında da meydana gelir.
PİLİ İKİ SENE İÇERİSİNDE YENİLEYİN
Bir lityum pil 300 ila 500 kere şarj edilebilir. Bu süreyi aşan kullanımlarda pil ömrünü yavaş yavaş yitirir. Düzenli olarak kullanılmayan boş bir lityum pil bulundurmak da mantıklı bir çözüm
değildir. Çünkü lityum piller hiç kullanılmadığında da zamanla özelliklerini yitirir.